Yeni bir anayasa yapılması konusunda yaygın bir kabul oluşmuş bulunuyor.
O kadar ki 12 Haziran seçiminin yeni anayasayı yazacak meclisi seçmek için yapılacağını düşünenler bile vardır.
Seçime iki buçuk ay kaldı ama ortada herhangi bir partinin arkasında durduğu bir belge, öneri bulunmuyor.
Oysa anayasa bir kurucu belgedir.
Yeni anayasa, neredeyse yeni bir devletin kurulması demektir.
TÜSİAD’ın dün açıkladığı “yeni anayasa çalışması” en azından bu meselenin önemini ve seçim ortamında tartışılacak bir öneri getirilmesi gerektiğini iktidara hatırlatması bakımından yararlı olmuştur.
TÜSİAD bir anayasa taslağı hazırlatmamıştır. İki akademisyen koordinatörlüğünde yapılan yuvarlak masa toplantılarının ürünü olarak bazı sorunlara ilkesel yaklaşımlar önermiştir.
Mesela seçim sistemi, partiler rejimi ve yargısı ile yepyeni bir anayasa yapılması ihtiyacı savunuluyor.
Bu işi “kurucu meclis yapmalı” deniyor.
Doğrusu budur; sıfırdan bir anayasa böyle yapılır. O görevi yürütecek olan kurucu meclisin başka işi olmaz. Görevini tamamladığı anda da kendini fesheder.
Ama 12 Haziran’da böyle bir meclis seçilmeyeceğine göre “tümüyle yeni anayasa”yı kimler yapacak?
Önümüzdeki ilk cevapsız soru budur.
İkincisi, TÜSİAD’ın 19 yıl önce tartışmaya açtığı “anayasanın ilk üç maddesi değiştirilebilir” önerisinin ne şekilde hayata geçirileceğidir.
Diyelim ki “değiştirilmesi dahi önerilemeyen” bu maddelerle ilgili sorun bir şekilde aşıldı. Geriye sadece “Türkiye devleti bir cumhuriyettir” kalacak.
Peki tarifsiz bırakılan cumhuriyet neyi anlatacak?
Neye güvence olacak?
Kaç çeşit cumhuriyet var; Türkiye Cumhuriyeti Allah Selâmet Versin Cumhuriyeti mi olacak?
Bölücü terörün bahanesi olan sorunlara bu çalışma cesur ve net çözümler önermiyor ama yine de “yerel yönetimler güçlendirilmeli” ifadesi, uzlaşmacı bir anlayışı bu noktada destekliyor.
Geniş desteği hak edecek bir öneri de seçim barajının indirilmesi ve lider sultasına son vermenin çaresi olarak önseçim uygulamasına geçilmesi olacaktır.
TÜSİAD’ın çabası her şeye rağmen değerlidir.
Yeni anayasaya giden yolda bu çalışma “hiçbir şey” olarak görülebilir ama unutulan belki de unutturulan sorunu gündeme getirmek bile başlı başına bir hizmettir!
Polisin yüz akı
Dünyada kıyamet kopuyor.
Ama dün Türk halkının okuyan kesimi için en büyük ilgiyi, Silopi’deki Nevruz kutlamaları sırasında cereyan eden bir olay çekti.
Şırnak’ın Silopi ilçesindeki kutlamalar sırasında kalabalık bir grup, uyarılara rağmen taş atarak ilçe merkezine yürümek isteyince polis gaz ve basınçlı su kullandı.
BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de göstericilerin arasındaydı. Polisin başvurduğu tedbirden zarar görmüş ve öfkelenmişti.
O sinirle polis amiri Başkomiser Murat Çetiner’in üstüne yürüdü. “Alçaklar ne yapıyorsunuz?” diye bağırırken bir tokat attı.
Olayı TV’lerde ve internetteki haber sitelerinde seyredenler için “kıyametin başladığı an” olabilirdi bu sahne.
Ama öyle olmadı. Başkomiser’in vakur ve sorumlu duruşu, belki de planlı bir tahrikin yol açacağı olayları önlemekle kalmadı, devleti de yığınların gözünde yücelten bir etki yarattı.
Başkomiser Çetiner her türlü övgüyü ve ödülü hak ediyor.
BDP milletvekilini yermekte yarışan siyasi liderler, olayın bu tarafını kaçırdılar!
Uyan borusu!
Haberin Devamı

