Mağduriyet sömürüsünden AKP çok kâr etti; o nedenle vazgeçemiyor.
Ama Cumhurbaşkanı Gül’e ne oluyor bu arada?
Tarafsız konumunu unutup iktidarın söylemleri ile sürekli günlük siyasetin içinde yaşayan bir Cumhurbaşkanı olur mu?
Polonya’ya giderken uçakta gazetecilere söyledikleri Gül’ün, ettiği tarafsızlık yeminine rağmen AKP’den kopamadığını gösteriyor.
Son polemiğe balıklama atlaması “seçim kampanyasına” fiilen katıldığını da açığa vuruyor.
Bilindiği gibi seçimine dokuz gün kala, Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesini önlemek amacıyla eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un o dönem ANAP’ın başında olan Erkan Mumcu’ya mesaj gönderdiğine dair bir iddia ortaya atıldı.
İddiayı Genelkurmay ve Emekli Orgeneral Başbuğ ile beraber Erkan Mumcu da yalanladılar ama Cumhurbaşkanı Gül havada “Bunlar inkâr edilmeyecek gerçekler; herkes biliyor” diye ısrar etti.
Bu kadar çok darbe konuşan bir Cumhurbaşkanı olur mu?
Seçime kalmış üç gün; iktidar partisine mağduriyet rantı sağlamak amacı apaçık sırıtan bu sömürü ayıp değil mi?
Cumhurbaşkanı Silivri mahkemesine yeni bir davanın açılması için sipariş mi veriyor?
Tanıklık vaadinde mi bulunuyor?
Gazetecilere baskı yapılan rejimler sıralamasında Türkiye Çin’i geride bırakmıştır. Dışarıda hep bunu soruyorlar. Polonya’da da soruldu ve Gül şu cevabı verdi:
“Dışarıda gazeteci olarak geçiyor ama bunlar şiddet kullanan örgütlerin üyeleri. Yoksa yazdıklarından dolayı değil!”
Devam eden davaları kafasında bitirip hükmünü hiç çekinmeden açığa vuran bir Cumhurbaşkanı, işgal ettiği makamın hakkını veriyor olamaz.
Yoksa Cumhurbaşkanlığı makamına hak ettiği değeri vermekte kusur işlemek AKP’nin kurumsal zaafı olabilir mi?
Baksanıza Başbakan Erdoğan 32. Gün’deki söyleşide niçin fırsat eline geçmişken Cumhurbaşkanı olmadığı sorusuna ne diyor:
“Benim için çok cazip olsaydı ben Dışişleri Bakanıma böyle bir teklifi yapmazdım!”
Bu itiraf, Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı yapan tercihin aceleye geldiğini, belki de bu yüzden pek isabetli yapılmadığını göstermiyor mu?
Kontrolsüz güç korkutuyor...
New York Times, The Economist, The Observer derken kervana mali piyasaların kıblesi Financial Times da katıldı.
AKP sözcüleri, küresel medyanın Türkiye’deki seçime gösterdiği ilgiyi işin başında “uluslararası çetenin müdahalesi” olarak yorumlamaktan ötürü pişmanlığa düşmüş müdür?
Bunu bilmiyoruz ama acil bir manevra ile bu iftirayı geri almalarının iyi olacağını biliyoruz.
Çünkü Batı medyası AKP’nin başarılarını inkâr etmiyor.
Sadece aşırı güçlenmesi halinde Tayyip Erdoğan’ın ülkeye ve hatta kendine zarar vereceğinden korkarak uyarıda bulunuyor.
Çünkü Tayyip Erdoğan’ın 367 milletvekili ile seçimden çıkarsa kurduğu korku imparatorluğunun padişahı olacağını görüyor!

