Herkesin aynı teşhiste birleştiği bir soruna ortak çözüm üretemeyen tek ülke herhalde Türkiye olmalı!
Hükümetten askere, eli kanlı teröristten onlarla mücadelede desteğini aldığımız müttefik ülkenin siyasi ve askeri yöneticilerine kadar tüm ağızlar, slogan atıyor gibi aynı şeyi söylüyorlar:
“PKK sorunu sadece askeri tedbirle çözülmez.”
Bu kabulden, bölücü talepleri siyasi çözüm diye Türkiye’nin önüne koymaya çalışanların sona yaklaştıklarını mı anlamamız lâzım?
Hayır ama askerin sağladığı zemini ekonomik, sosyal ve kültürel imkânlarla zenginleştiremediğimiz takdirde o kader de kapımızı çalabilir.
Bölücü ihanetin en verimli istismar kaynağı bölgedeki işsizliktir ve halkın yoksulluk nedeniyle aşiret reisi kulluğundan vatandaşlığa terfi edememiş olmasıdır.
Gençlerin umut etmeye ve heyecan duymaya ihtiyaçları bulunuyor.
Suriye sınırında, mayınlardan temizlenerek tarıma kazandırılacak 508 bin dönüm arazi, gerçekten çözüm arayan bir iktidar için altın fırsattır.
Çünkü bu alanda uluslararası standartta 2500 işletme üretim yapabilir ve 12 bin 500 aile bir anda terör örgütünün av alanından kurtarılabilir.
Ama bakın iktidar ne yapıyor?
Mayınları kim temizleyecekse araziyi GAP’ın alt yapısından da yararlanarak 44 yıl o işletsin diyor.
Mayın temizlemek yanında organik tarımda da uzman olan dünyada kaç kuruluş var?
Ya bir ya iki... Belli ki seçim çoktan yapılmıştır, şimdi minareye kılıf uydurulacak!
Merak ediyoruz; bölge insanını “mutlu vatandaş” haline getirecek bir amaç için kullanmak dururken bu fırsat niçin heba ediliyor?
Siyasi çözüm dayatmalarını bozguna uğratacak değerdeki bu fırsatı değerlendiremeyen iktidarın “askeri tedbir yetmez” sözüne neden güvenelim?
Çünkü seçtiği yol, sorunu askeri çözüme mahkûm etmektir!
Dikkaaat!
Asker çok konuşkan olmamalı.
Eski Genelkurmay Başkanlarından emekli orgeneral Kıvrıkoğlu, giderken yerini niçin Hilmi Özkök’e bırakmak istemedi?
Kıvrıkoğlu dün Hürriyet’ten Şükrü Karaşahin’e şu cevabı verdi:
“Doğrudur, Hilmi Özkük’ü istemiyordum (...) Ben 2 yıl kendisini komutan olarak izledim. Bunun sonucunda da irtica ile mücadeleyi daha iyi yapacak birinin gelmesini istedim.”
Bu açıklamalar, rejimin irtica tehdidine karşı dayanıklı olduğuna inanan insanlarda şüphe ve tereddüt yaratacaktır.
Çünkü bu güvensizliği hak edip etmediği ayrı konu ama Özkök örneği, bünyenin kendisini koruyamadığını düşündürebilecektir.
Ayrıca Genelkurmay Başkanı’nın tayininde iktidarın takdiri belirleyici oluyorsa TSK’nın laiklik konusunda sağladığı güvence ömrünü tamamladı sonucu da çıkabilecektir.
Komutanlar, sözlerinin nereye gittiğini bilmeli!

