Turşu!

Haberin Devamı

Alem gider Mersin’e, biz gideriz tersine... Bu söz seçim kampanyalarının sergilediği ilkelliği iyi anlatıyor.

Televizyon, meydan mitingleri dönemini bitirdi. Siyasetçiler, kendilerini evlerinde izleyen seçmenlerin aklına hitap etmek zorunda kalıyorlar.

Seslerini yükseltmeden meseleleri ne kadar iyi kavradıklarını göstermeye, ne kadar etkili çareler ürettiklerini anlatmaya çalışıyorlar.

Ve bu faaliyet, uyutucu bir monolog olmasın, doğru sorular sorulabilsin diye rakip partilerin katıldıkları tartışmalar biçiminde yürütülüyor.

Batı’daki seçimlerin birçoğunun sonucunu, iktidar ile en güçlü muhalif partinin liderleri arasında bazen iki raund olarak yapılan tartışmalar belirliyor.

Biz bu olanaktan yoksunuz.

Çünkü Başbakan, tüm kışkırtıcı meydan okumalara rağmen CHP lideri Baykal’la TV canlı yayınında karşı karşıya gelmeye razı olmuyor.

Savunması da tipik bir Orta Doğu liderinin tepeden bakan tavrını yansıtıyor. Efendim, “Prensip olarak gerek duymuyor”muş!.

Yalancı cennet...

Gerçek demokrasilerde siyasi liderler halk istediği ve gelenek emrettiği için, yenileceklerinden korktukları TV tartışmalarına bile kuzu kuzu gitmek zorunda olduklarını bilirler.

Gitmedikleri takdirde seçimi o gün kaybedeceklerdir.

Erdoğan’ın böyle bir korkusu bulunmuyor. Nedeni ortada: Dayandığı seçmen tabanı AKP’nin ele geçirdiği bu gücü, kaybedilmemesi için her şeyi göze almaya değecek bir zenginlik ve üstünlük olarak görüyor.

Çünkü parti, hukuki ve ahlâki normları çiğnemek pahasına bu gücün maddi ve manevi meyvelerini taraftarlarına dağıtmaktadır.

Başbakan’ın etrafında suni bir cennet yaratılmıştır. Onun canını sıkacak her şeye adamları çare bulmaktadır.

“Al ananı da git” diye kovaladığı Mersinli çiftçi lâf atar endişesi ile AKP mitingi süresince karakolda polisler tarafından çay kürüne tabi tutulmuştur.

O bir şey değil, halkın gündemindeki sorunları konuşacak gazeteciler bile uçağına alınmamakta, TV mülâkatlarında karşısına konulmamaktadır.

Düelloya giremez

Almanya’ya giderken uçakta gazetecilere “Ellerine çelik çomak verdik, oynuyorlar” diye alay etmişti...

Meclisteki ezici çoğunluğu ile nasıl olup da cumhurbaşkanını seçemediğini hatırlatan biri “O çelik çomak şimdi nerede Sayın Başbakan?” diye sorsa Tayyip Bey ne diyecek?

Bir önceki seçimde Baykal’la TV’ye çıktı ve dokunulmazlıkları kaldıracağı taahhüdü altına girmek zorunda kaldı. Şimdi onu soracaklar, ne yapacak? Yine niyeti yok, nasıl söyleyecek?

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı’nı yolsuzluktan hapse atan adalet, bin beter yolsuzluklarla suçlanan siyasetçilere dokunamıyor. İkili bir tartışmayı kabul ederse Deniz Baykal bu yaman çelişkiyi mutlaka soracaktır:

“Bu ne pehriz, bu ne lâhana turşusu Sayın Başbakan?”

Ne diyecek!

DİĞER YENİ YAZILAR