Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Mutlaka çoğulcu bir anlayışın ürünü olmak zorundadır.
Aksi halde ölü doğmuş olurlar.
Gölgesinde özgürlük yaşanmaz, insan haklarına saygı olmaz.
Seçimde AKP’nin yüzde 50 oy almasına rağmen tek başına anayasa yapacak çoğunluğu elde edememesi ülkenin şansıdır.
Kendisi için de şanstır.
Ama farkında mı; belli olmuyor.
Çünkü anayasa taslağını hazırlayacak karma komisyonun önüne “ilke metni” adı altında bir çerçeve koymak, olsa olsa sayısal gücünü kötüye kullanmaya hazırlanan bir niyetin işareti olabilir.
CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan dün iktidara şu çağrıyı yaptı:
“Muhalefeti, işin başında devre dışı bırakmaktan vazgeçmelisiniz. İlke metni adı altında kafanızdaki yasakçı düşünceleri taslağa dönüştürmemelisiniz. Bizim yanımıza zihniniz temiz olarak gelmelisiniz..”
İktidarın kendi metnini dayatmasının sadece sivil dikta getireceğini öne süren CHP sözcüsü haksız değildir.
Yeni bir anayasa yazmak için bir araya gelenlerin hiçbiri ötekine üstünlük iddia etmemelidir.
Mesela en önemli mesele yargı olacaktır.
AKP “O iş halledildi, 12 Eylül referandumu ile de onaylandı” deyip yolu tıkayamaz.
Emine Ülker Tarhan, ülkeyi askeri darbe anlayışından kurtaracak ama sivil darbenin kollarına da bırakmayacak bir anayasa istediklerini anlatırken yargı bağımsızlığının ön şart olduğunu savundu. Haklıdır.
Gerçekten de iktidar yargıyı kullanarak siyaseti, basını, toplumu, özetle her şeyi “dizayn” ediyor. Anayasayı da dizayn etmeye kalkmamalı.
12 Eylül referandumu ile getirilen yargı düzeni, eski düzene tepkinin ürünü oldu.
Bir uçtan öteki uca savrulduk.
Yeni anayasa, iki aşırılığı da yaşamış tecrübenin ürünü olmalıdır.
Yüksek yargı kurumları üyelerinin tümüyle TBMM tarafından seçilmesi bile tartışılabilir. Yeter ki bu seçimler salt çoğunluğa değil 3/4 oy şartına bağlansın.
Yargı bağımsızlığı böyle sağlanır.
Aksi durum zaman kaybıdır, mahremimize uzanan kulaktır, sabaha karşı evden alınıp meçhule götürülmektir, adalete hasret yaşamaktır, hakarete uğramaktır, düşünmemek, yazamamak, söyleyememektir.
AKP, muhalefet olduğu zaman da kendisini memnun edecek bir anayasa için çalışmalı!
İnönü ne yaptı?
Lozan Antlaşması’nın yıldönümü nedeniyle Başbakan Erdoğan imzasıyla yayınlanan mesajda İsmet İnönü’den söz edilmemesi CHP’yi kızdırdı.
Partinin internet sitesinde şu eleştiriler yer aldı:
“Lozan’ı anarken İnönü’yü anmamak kendi tarihine ihanet etmek demektir. Lozan Antlaşması’nın önemini bilmeyenler Türkiye Cumhuriyeti tarihinin de, İnönü’nün de önemini bilmezler. Lozan’ı anarken İnönü’yü anmamak basitliktir, çiğliktir.”
Başbakanlık açıklamasını Başbakan Erdoğan kendisi mi yazdı?
Yahut yıldönümü mesajını kaleme alan kişiye “İnönü’nün adını anmayın” diye talimat mı verdi?
İhtimal veremiyorum.
Ama bürokrasi partizanlaşınca böyle kazalar yaşanabiliyor.
Başbakan’ın seçim kampanyasında İnönü ile çok uğraştığını hatırlayan görevli bu şekilde göze gireceğini ummuş olmalıdır.
Sonuç, ayıplı bir inkâr, ondan üreyecek şüpheler...
İnönü 88 yıl önce Lozan’da AKP’nin hıncını hak edecek ne yapmış olabilir?!
Temiz gelin!
Haberin Devamı

