Demokrasi dünyasının en şanssız toplumu olduğumuzu söylemek yanlış bir saptama olmaz.
Demokrasi, uzlaşma kültürünün tarlasıdır. Bizde ise çatışan güçlerin arenası...
İktidarlar, sandıktan aldıkları gücü muhaliflerini ezmek için kullanırlar.
Bu kötü alışkanlık hep vardı da AKP döneminde tavan yaptı.
Oysa AKP’nin sağladığı seçim başarıları ona komplekse kapılmadan, galiplere özgü cömertlik ve anlayışla hareket etme ayrıcalığı veriyordu. Bu şansı kullanamadılar.
Referandumdan aldıklarını düşündükleri gücü neredeyse tümüyle türban sorununa oynayarak maceracı bir kumarbaz gibi davrandılar.
Referandumdan sonra YÖK Başkanı türban için yüksek mahkeme kararlarına meydan okuyan bir oldu bitti yarattı.
İktidar yanlısı tüm propaganda araçları harekete geçirilirken TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu “Laiklik yeniden tanımlanmalı” çıkışını yaptı.
O arada Cumhurbaşkanı 29 Ekim’de uyguladığı çifte resepsiyonu teke indirmiş, bu karar bazı kurumların türban konusundaki hassasiyetlerinin artık dikkate alınmadığı yorumlarını getirmişti.
Tam saha pres..
Başbakan bu tartışmaya “Cumhura ait olan hiçbir yer cumhura yasaklanamaz” diyerek dahil oldu.
Diyanet’in ölçülü Başkanı Bardakoğlu, bu hengâmede şaşırtan bir çıkış yaptı.
Laik demokrasinin hangi örneğinden ilham aldığını belirtmeden imamlara kanaat önderi rolü talep etmeye kalktı.
Yandaş kesimin “değişim” dediği şey temel olarak Siyasal İslâm’ın hedeflerine yürümektir.
Şu dönemde o gündemin ilk maddesinde türban yasağına “tam saha pres” var.
Sonsuza kadar eksik kalması gereken kişi kimdir? Anayasa Mahkemesi Başkanı.
Ama o bile katıldı kavgaya, “Değişime karşı çıkan, çağın nabzını tutamayan statükonun kibirli mensupları artık halkı ikna edemiyor” dedi.
İktidar partisi AKP işte böyle bir hava içinde bugün muhalefet partilerine heyet gönderiyor. Hedef, türban yasağına hukuki bir çözüm üretmek amacıyla ortak bir zemin yaratmak.
Anlaşmak çok zor
AKP’nin bugün alacağı cevabı tahmin etmek için müneccim olmak gerekmiyor.
En azından “türban serbestisinin üniversite ile sınırlı kalacağı” konusunda güvence istenecektir.
AKP böyle bir güvenceyi verebilir mi?
Veren biri olsa da, Başbakan’ın Kızılcahamam’daki sözleri deşifre olduğuna göre buna kim inanır?
Bilindiği gibi kapalı birleşimde partinin türbanlı kurucusu Fatma Ünsal Bostan “Kadınlar başörtüsü ile Meclis’e giremiyor. Bu konuda adım atacak mısınız? Başörtülü milletvekili adayı olacak mı?” diye sordu.
Başbakan’ın verdiği cevap, bugün aranacak uzlaşmanın önünde büyük bir engel olarak duruyor.
Başbakan’ın türbanlı kurucuya dediği şu:
“Samimiyetimizi sorgulamayın. Her şeyin bir zamanı var. Biraz sabredin. Çocuk bile 9 ay 10 günde oluyor. Üniversitedeki sorunu bile çözemedik.”
Başbakan samimi niyetinin türbana üniversite ile sınırlı olmayan bir özgürlük sağlamak olduğunu bundan daha açık söyleyemezdi.
Böylesine daraltılmış bir alanda ve karşılıklı güvensizliğin diz boyu olduğu bu ortamda mucize bekleyenler yanılırlar.
Türban ne yazık ki önümüzdeki seçimin de temcit pilâvı olacaktır!
Temcit pilavı
Haberin Devamı

