Seçimden sonra dine dayalı siyasetin gemi azıya alacağından herkes korkarken ben o ölçüde tedirgin değildim.
Evet, Tayyip Erdoğan bir tarihte demokrasiyi, kendilerini (yani siyasal İslâm'ı) hedefe götürecek araç olarak tarif etmişti. Ama ben hiçbir zaman Erdoğan'ın Türkiye'yi, halkını, Cumhuriyet'in birikimlerini ve kurumlarını bu kadar hafife alabileceğine ihtimal vermedim.
Bana göre Tayyip Erdoğan iktidarı kendisi için istiyordu. Bunun için dini hassasiyetleri kullanabilirdi. Bu yüzden doğacak şüphe ve güvensizlikleri de iktidara geldikten sonra giderebilirdi.
Nitekim öyle oldu. "Milli Görüş gömleğini çıkardık" dedi, Erbakan'dan devraldığı tabana verilmiş sözleri yerine getirirmiş gibi yaptı ama en küçük gerilim ve çatışma ihtimalinde geri çekildi. Demokrasiye, daha önce kullanılıp atılacak bir alet gibi baktığını söylerken iktidara geldikten sonra ona uluslararası kalite ve güvence garantisi sağlayacak çabalarda inanılmaz gayret ve samimiyet gösterdi.
Sezer'e by-pass
Fakat devlet kadrolarına yönelik işgal çabalarının saldırganlık boyutunda devam etmesi artık beni de düşündürüyor.
İktidar değişikliklerinin üst kadrolarda belli düzeyde değişiklik yaratması doğaldır. Her iktidar
kendisiyle uyum içinde çalışacak "kaptan"ları, başarılı olmak için kendisi seçmek ister. Ama bu, seçimlerin siyasi olmaktan çok teknik özelliği olur.
Başbakanlık ve Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarları, Cumhuriyet'in laik niteliğine muhalif düşünceleri tescilli kişilerdir. Ve iktidar bu konuda yükselen haklı itirazları dikkate almamakta direnmektedir.
Atama kararnameleri Cumhurbaşkanı Sezer tarafından geri çevrilen kişiler, bu denetimin işlemediği makamlara yerleştirilmektedir. Nitekim son olarak Çankaya'nın itiraz ettiği üç kişi TBMM'de önemli görevlere getirilmişlerdir.
Şüphe çeken inat
Bu ısrarlı çabalar, Fethullah Gülen'in Amerika'ya gidişinden önce ortaya çıkan ve olay yaratan kasetinde, müritlerine verdiği öğütleri hatırlatıyor: Devlete girin, can damarlarında dolaşın, can alıcı noktalarını tutun ve sakın bireysel, erken bir hareket yapmayın, haber bekleyin..
Cumhuriyet'in laik değerlerini Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini söyleyen Ömer Dinçer'in Başbakan Müsteşarlığı koltuğunda oturmaya devam etmesi, siyasal İslâm düşüncesine bağlı kişilere dayalı kadrolaşmanın dur durak bilmemesi, yakında Tayyip Erdoğan'ın bile kontrol edemeyeceği tehlikelerin sebebi olabilir.
Erdoğan bu tırmanışa "dur" demekte gecikmemeli, elde ettiği değişim fırsatını ziyan etmemelidir.
Tehlikeli gidiş
Seçimden sonra dine dayalı siyasetin gemi azıya alacağından herkes korkarken ben o ölçüde tedirgin değildim
Haberin Devamı

