Teğmene günah!

Haberin Devamı

Silivri’deki mahkeme yıllar sonra adalet duygusunu acıtan bir hatıra olarak anılacaktır korkarız.

Mahkemenin ve savcılarının “özel yetkili” sıfatı taşımaları, savunma mevkiindeki insanları işin başında mağdur konumuna getirmiştir toplum vicdanında.

Prof. Mehmet Haberal’ın taraflı davrandıkları iddiasıyla mahkemeye verdiği dokuz hakimin mahkûm olmalarına rağmen “özel yetki”lerini kullanmaya devam etmeleri bir yandan, iktidarın aynı duruma bundan sonra düşebilecek hakimlere taraf tutmaktan korkmamaları için “dokunulmazlık” getiren bir kanunu Meclis’e sevk etmesi diğer yandan, bu şüphe ve güvensizliği derinleştirmiştir.

Özellikle iki yıldan bu yana komplo üretim merkezlerinin oyuncağı olduk.

Sürekli terörize ediliyoruz. Demokratik rejime karşı birilerinin darbeler hazırladığı çeteler kurduğu anlatılıyor.

İki önemli nokta dikkati çekiyor:

Bu komplolar hep kâğıt üstünde, hiç biri teşebbüs aşamasına bile gelmemiş.

Ve tüm komplo iddiaları, sistematik şekilde ve kurumsal olarak TSK’yı töhmet altında bırakıyor.

Hedef komplocular

Şu anda yine Balyoz belgeleriyle kafalarımız karıştırılıyor.

Balyoz iddianamesindeki savların bir çoğu çürütüldüğü için yeni kanıtlar mı imal edildi?

Donanma Komutanlığı’nda ele geçirildiği söylenen belgeler böyle şeyler mi?

Bunu düşünenler haklı çıkarsa adalet duygusu tamiri olanaksız ölçüde zedelenecektir.

Savunma avukatları ve oluşturulan askeri bilirkişi heyeti “manipülatif” dosyaların tamamının bilgisayar disklerine sonradan eklenmiş olduklarını iddia etmişlerdir.

Yargıda gerçekleşen “ameliyat”tan sonra adalet isteyeceğimiz makam mahkeme değil yargının kontrolunu ele geçiren siyasi iktidardır artık.

İktidar toplumda adalete karşı biriken güvensizlik duygusunun kamu vicdanında isyan doğuracak hale gelmesine izin vermemelidir.

Bunun çaresi yargı üstündeki siyasi baskıya son vermek ve sahte delilleri üreten merkezlere yönelik takip başlatmaktır.

Mesela dev cadı kazanında küçük bir damla durumunda olsa da hemen çözülmesi mümkün bir skandal şu anda müdahale beklemektedir.

Ya hakim uyanmasa?

Pilot Teğmen M. Ali Çelebi, İkinci Ergenekon soruşturması kapsamında 2008 Eylülü’nde gözaltına alındı. Cep telefonu İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderildi.

Tutuklu olarak yargılandığı 20 Eylül 2010 tarihli duruşmada hakim “Telefonunda eşin, kaynanan diye kayıtlı kişiler var. Sen bekârsın. Bu numaralar Hizb-ut Tahrir üyesi Mahmut O. Kazancı’nın telefon rehberi ile aynı. Kazancı ile ne ilişkin var?” diye sorunca hayatının en büyük şansını elde etti.

Teğmen, söz konusu İslâmcı örgüt üyesini tanımadığını söyleyince mahkeme, İstanbul Emniyeti’ne ulaştığı günün geceyarısı telefona 139 adet telefon numarası eklendiğini tesbit ettirdi.

Emniyet’ten dün mahkemeye gönderilen resmi yazı, gerçekten teğmenin telefonuna yükleme yapıldığını ama bu işin “sehven“ yani yanlışlıkla olduğunu bildiriyordu.

Teğmen Çelebi, telefonuna yükleme yapan polisler hakkında aleyhte delil yaratmak ve iftira atmaktan suç duyurusunda bulunacak.

Bu suç duyurusu ciddi olarak ele alınmalıdır. O genç teğmene günah değil mi?

Hayat söndürecek bir suçun delilini, polis sehven yani yanlışlıkla nasıl kurgular?

İftira kazayla olmaz, kasıtla yapılır!

Adalete karşı kurulmuş tuzaklara artık tertipçilerin kendileri düşmeli.

Silivri’de kurunun arasında yaş da yanmamalı...

DİĞER YENİ YAZILAR