Türkiye ile Rusya'nın siyasi ve ekonomik ilişkileri ile terör alanındaki işbirliğini daha da derinleştirecek olan anlaşmalar imzalandı.
Arap gazetesi Dar-ül Hayat'ın yazdığı gibi Putin'in Türkiye'yi ziyaretiyle açılan ufuklar başka ülkelere de ilham vermeli:
"Türkler ve Ruslar asırlardır savaşıyor. Osmanlı ve Rus orduları sık sık karşı karşıya geldi. Sovyetler Birliği kurulduktan sonra Atatürk'ün mirasçılan NATO'ya girmeyi tercih etti ve ilişkiler dondu. Sovyetler dağıldığında Türkiye Orta Asya'daki Türki cumhuriyetlere yöneldi, bu Moskova'yı kızdırdı. Rusya da açıkça ayrılıkçı Kürtler'e destek verdi.
Fakat iki ülke, ortak çıkarları dikkate alarak tarihi kitaplara gömme kararı aldı. İki ülkenin ticaret hacmi 200 milyon dolardan 10 milyar dolara çıktı. Bu rakamın üç yıl içinde 25 milyar dolan bulması bekleniyor.
Arap ülkeleri Putin'in tarihi ziyaretini dikkate almalı. Çünkü garip olan, değişen Türk-Rus ilişkileri değildir. Asıl garip olan, ortak çıkarlar ve işbirliğinin önemini kavramayarak hâlâ birbiriyle geçinemeyen Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler.."
Dün Ankara'da Rusya Devlet Başkanı Putin ziyaretini "çok zamanında yapılmış bir girişim" diye niteledi. Kuşkusuz Avrasyacılığı stratejik tercih olarak savunan Türkiye'deki AB karşıtları da onun gibi düşünüyordur.
Ama Rusya ile geliştirdiği ortaklıkta ekonomik ilişkilerini siyasi ilişkilerinin önünde tutmaya devam etmek, Türkiye'nin değişmeyen seçimi olmalı.
Çünkü bunun tersi, Ankara Dış Siyaset Araştırmaları Merkezi Genel Koordinatörü Suat Kınıklıoğlu'nun dün Radikal'de yazdığı gibi, stratejik bir yangılgı olur.
Türkiye'nin küresel arenada başarılı olamadığını itiraf ederek ikinci sınıf bir statüye razı olması anlamına gelir.
Rusya Türkiye için büyük bir potansiyeldir. Ama bu potansiyelin risklerini azaltarak verimini artırmanın güvencesi AB üyesi bir ülke olmamızdır.
Chirac'ın mayınları
Hükümetin "imtiyazlı ortaklık" gibi uyduruk bir statüye rıza göstermeyeceği konusundaki kararlılığı etkili oldu.
İngiliz basınının yayınlarına göre Fransa Devlet Başkanı Çhirac şimdi aynı kazığı başka bir sosla önümüze koyup yutturma çabasında.
Financial Times dün şunu yazdı:
"Çhirac, müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde Türkiye'nin tam üyelikten daha düşük bir statüyü kabul edeceğini vurgulayan bir ifadenin 17 Aralık'taki AB Zirvesi'nde formüle edilmesi için ısrar edecek.."
Böyle bir niyete Ankara fırsat vermemelidir. Çhirac Türkiye'ye sonuçta "evet" demenin kendine dönük siyasi maliyetini düşürmeye çalışıyor olabilir. Ama bu formül, Türkiye'nin tüm müzakere sürecini mayınlama egoizmidir. Çünkü karşıtlarımızı Türkiye'nin başarısızlığı için sürekli motive edecektir.
Türkiye'nin üyelik potansiyelini kanıtlama hakkı zaten iki yıl önceki zirvede tanınmıştır. Kopenhag kriterlerini yerine getiren bir adaya farklı bir statü seçeneği sunulması, AB değerlerinin inkârı olur.
Müzakere tarihi alacağız.
Artık mesele, bu vizenin kalitesini düşürmeye yönelik oyunlara karşı uyanık ve enerjik olmaktır.
Tarihi ziyaret
Türkiye ile Rusya'nın siyasi ve ekonomik ilişkileri ile terör alanındaki işbirliğini daha da derinleştirecek olan anlaşmalar imzalandı
Haberin Devamı

