Dünyada son zamanlar pek az uluslararası anlaşma bu kadar güçlü ve çoklu desteği arkasında görmüştür.
Türkiye ile Ermenistan’ı dün Zürih’te bir araya getiren protokolların imza töreni belki de bu yüzden son dakika krizi geçirdi.
Çünkü Amerika, AB ve Rusya gibi çok kutuplu baskılardan da etkilenmiş olan süreç iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi ile kapalı sınırların açılması iradesini kayda geçirmiştir ama bu çok kolay olmamıştır.
Sebebi belli; imza edilen belgeler taraf ülkelerin siyasetçileri için önemli riskler taşıyor.
Nitekim dün akşamki son dakika arızası da, Türk ve Ermeni dışişleri bakanlarının yapacakları konuşmalarda muhalefetlerine açık vermemek tedbiriyle seçtikleri ifadeler yüzünden meydana geldi.
Ama aşılması gerekirdi, aşıldı.
Çünkü tarihten üretilmiş düşmanlığın tasfiyesi zamanı artık gelmiştir ve bu gerçek dünkü imza törenine tarihi olay önemi kazandırmıştır.
Türk ve Türkiye düşmanlığı sayesinde iyi yaşayan ve yine o sayede itibar gören bir diaspora vardır pek çok ülkede.
Türkiye karşıtlığını diasporanın sırtından yürüterek düşmanlığın maliyetini düşüren ülkeler de vardır.
İmzalanan protokollar hedefine ulaştığı zaman bizim için daha dost bir dünya gerçekleşecektir. Çünkü Ermenilerin soykırım iddiasını resmen kabul etmiş 19 önemli ülke bulunuyor ve “Amerika ne yapacak” korkusu her yılın Nisanı’nı kâbusa çeviriyor.
Bu süreç, soykırım iddialarını araştıracak bir tarih komisyonunun kurulmasını ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarından Ermenilerin çekilmesini de kapsayacaktır. Kolay olmayacak.
Ama en zor koşullarda yürüyen diyalog süreçleri, yaşanmış düşmanlık günlerinden her durumda daha iyi bir gelecek vaad edecektir.
Düşmanlığın ürettiği adaletsizlik en büyük zararı hep bize verdi.
Uluslararası siyasetteki ortak çıkarların çözüm yönünde buluştuğu az görülür bir fırsat değerlendirilmiştir.
Bunu zarar görmesine izin vermeden kullanmak gerekiyor.
Türkiye’nin birinci öncelikli özeni Azerbaycan’a verdiği söze bağlı kalmak olacaktır kuşkusuz.
Ama ikinci önemli hassasiyet, diasporayı Erivan yönetimine karşı ayağa kaldırıp süreci baltalayacak tahrikleri, iç politika malzemesi yapmamaktır.
Tarihi bir dönemeçtir, hayırlı olsun...
Başbakan’ın “üç çocuk yapın” inadı...
Başbakan “dediğim dedik” inadından vazgeçmiyor 3 çocuk konusunda.
İstanbul’un ev sahipliği yaptığı uluslararası bir kongrede dün “Türkiye’nin genç nüfus avantajını koruyabilmesi için en az 3 çocuk yapın” çağrısını tekrarladı.
Yaşlı insanların tecrübelerinden yararlanma konusundaki öğüdü yerindeydi.
Anlattığı Nasrettin Hoca fıkrası da güzeldi ama daha etkili ibretler için de pekalâ değerlendirilebilir.
Hikâyeyi bilirsiniz; Hoca bir gün ağaçtan düşmüş. Yerde acıyla kıvranırken başına toplananlardan biri “hekim çağırın” diye bağırmış.
Hoca itiraz etmiş:
“Hekim istemem, bana ağaçtan düşmüş birini getirin. Beni o anlar!”
Başbakan Erdoğan’ın genci bol kalabalık nüfus tutkusu, tehlikeli bir saplantıdır. Çünkü bizim toplumsal menfaatimiz çoğalmakta değil insanımıza yaşam kalitesi kazandırarak mutlu etmektedir.
Bir gün iktidardan düşer de aynı tecrübeyi yaşamış birini getirmelerini isterse, karşısında göreceği kişi mutlaka nüfusu bakamayacağı kadar kalabalık bir ülkenin eski başbakanı olacaktır!

