Yasaları Anayasa açısından denetleyen mahkemeyi kaybettikten sonra duyulacak pişmanlığın faydası olmaz.
Hükümetin yüksek yargıyla ilgili düzenlemeleri böyle bir korkuyu davet ediyor.
“Devlet gemisi fırtınalı bir denizde pusulasız kalacak” diyenleri dinlemeye bile tahammülü olmayan bir siyaset kültürü ile nereye varacağız?
Yargıtay Başkanı, yüksek yargıyı alt üst eden düzenlemenin yanlış olduğunu Başbakan’a söyleyebilme imkânını ancak dün bulabildi.
Bu görüşme gerçekleştiğinde tasarının meclis komisyonunda müzakeresine çoktan başlanmıştı.
Bereket ki siyasette, ok yaydan çıksa da fark etmiyor. Yeter ki iyi niyet olsun.
Nitekim TBMM Adalet Komisyonu Başkanı İyimaya görüşmeleri Cuma gününe ertelediklerini açıkladı.
Ama o karar verilene kadar söylenenler korkutucu şeylerdi. Eğer muhalefet iktidarı bazı adımlardan caydırmak için tehdit etmeye kalkıyorsa durup düşünmeli.
Acaba itirazın haklı bir nedeni var mı?
CHP Milletvekili İsa Gök iktidara şöyle seslendi:
Diktatörlük gelir
“Bütün kavga Anayasa’nın (değiştirilemez maddelerini güvence altına alan) 4’üncü maddesinde düğümlenecektir. Özerkliktir, üniter yapıdır, federatif yapıdır; bunlardır konular. Anayasa Mahkemesi’nin değiştirilmek istenmesinin dayanağı budur. Bu bir karşı devrim sürecinin son noktasıdır. Bunu getirdiğinizde halka direnme hakkı doğar. Türkiye’yi kaosa sürüklüyorsunuz!”
İsa Gök, yüksek yargıya yönelik kuşatma hareketinin hedefi için de şöyle bir suçlayıcı kehanette bulundu:
“Süreç, Tayyip Erdoğan’ın devlet başkanı olmasından sonra bütün yargıyı kendine bağlayarak Hitlervari rejim arayışıdır!”
Demokrasiler bu tür korkuları seslendirmez ama önlemlerini alırlar. Rejimi maceralara karşı koruyacak güvencelerle güçlendirirler.
Fakat bizde mekanizma bir süredir ters çalışıyor. Rejimin kendini savunma yeteneği, iktidar sahiplerinin gücünü arttırarak zayıflatılıyor.
Mesela başkanlık sistemi tartışmaları yeniden ısıtılıp siyaset gündemine sürüldü.
Başbakan Erdoğan “olumlu bakıyorum, gerekirse halk oyuna gidelim” diyor.
Dünyada Amerika’dan başka başkanlıkla yönetilen demokrasi yok.
Öbürleri hep diktatörlük.
Üst katta çatlama var
Anayasa için yapılan halk oylaması ile gerçekleşen yüksek yargı düzenlemeleri Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesinin yolunu kapamıştır aslında.
Çünkü parlamenter rejimin gerektirdiği kuvvetler ayrılığı bile kalmamıştır ortada.
Değil ki başkanlık rejiminde yasama yürütme ve yargı erklerinin sert biçimde ayrılması gerekmektedir.
Bizde üç erk de aynı iradenin emri altına girmiş durumdadır.
Dün bu tartışmaya Cumhurbaşkanı “Başkanlık sistemi ile ilgili çekincem var” diyerek katıldı.
Sonra Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin “Düşüncemiz ve görüşümüz Sayın Cumhurbaşkanı ile örtüşüyor” derken Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç parlamenter sistemin Türkiye için daha iyi olduğunu savundu.
Başkanlık tartışmasının AKP’nin üst katında yarattığı bölünme manzarası sebepsiz olabilir mi?
Tayyip Erdoğan’ın Devlet Başkanı olduğu bir başkanlık rejiminin şuur altında ürettiği endişeler, belli ki bu cevaplarda açığa çıkmıştır.
Bu kadarı bile yoktan iyidir. Ama teselli güvence haline dönüşür mü derseniz...
Başbakan meclisteki tasarıyı, bilenlere ve işin içindekilere sormak ve yardımlarını almak için çekmeye karar verirse belki...
Şuur altı endişeler
Haberin Devamı

