Susmak olmaz!

Haberin Devamı

Demokratik rejimi korumak için göze alınan hiçbir fedakârlık fazla değildir.

Elbette demokrasiler de zaman zaman totaliter rejimlerin hastalıklarına yakalanabilir. Ama arada çok önemli bir fark var:

Birinde yolsuzluklar hiçbir zaman gün ışığına çıkmıyor, çıkamıyor. Öbüründe ise hiçbir kötülük sonsuza kadar gizli kalmıyor.

Yapan bir şekilde bedelini ödüyor.

Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü’nün harcamalarında fark edilen şüphe çekici patlamaya bağlı olaylar buna iyi bir örnek.

CHP Milletvekili Ahmet Ersin 2005 yılında 35 milyon YTL olan Özel Kalem Müdürlüğü harcamalarının 2006’da yedi kat artarak 250 milyon YTL’ye ve 2007’de 290 milyon YTL’ye fırladığını görünce, Başbakan’a iki yılda yarım milyar doları bulan bu paranın hangi amaçlarla nerelere harcandığını sormuştur.

Soru önergesi cevaplandırılmıştır ama yasak savma biçiminde.

Çünkü “nereye, ne kadar” soruları cevapsız bırakılmış, harcamaların yıl sonunda detaylandırılacağı söylenmiştir.

İnanabilir miyiz buna; hayır!..

Çünkü öğreniyoruz ki CHP bir önceki yıla ait harcamaların da detayını istediği halde alamamış, soru önergesi cevapsız bırakılarak kadük olmuştur.

Yıllık ödeneklerin üst üste yedi-sekiz katı harcama yapılması, elbette demokratik bir parlamentonun merakını uyandıracaktır.

Demokrasiye saygılı bir iktidar da ipe un sermeden hesabını verecektir.

Ama yaşadığımız örnek böyle değil. Din, iman, ahlâk fiyakası yapan iktidar niçin hesap vermekten kaçıyor?

Rakam bağırıyor: Yolsuzluk yoksa en azından israf vardır. Müsrif yönetimleri yiyiciler çok sever. Yağma Hasan’ın böreği onlara özgü bir paylaşım biçimidir.

Neyse ki başta baskıcı ve başına buyruk bir iktidar da olsa, demokrasi bir yolunu bulup hükmünü yürütüyor.

İşte yüzlerce, binlerce soru önergesi arasından ihmale feda edilmemesi gereken biri, görevini yapan bir gazeteci tarafından bulunmuş, iktidar baskısının işe yaramadığı bir gazetede toplumun dikkatine sunulmuştur.

Artık bu soru savsaklanamaz. Cevabı alınana kadar kovalanacaktır!

*****

Onurlu bir itiraz

Yargıçlar dünyanın her yerinde dedikodudan, çatışmalardan, taraf görünmekten sakınırlar.

Onların yaşamları, her türlü kötü niyetin hiçbir yolla ulaşamayacağı kadar güvencelidir.

Anayasa Mahkemesi üyelerini işte böyle bir yargıç örneği verme görevi bekliyor.

Devlet lâfla bağımsız olmaz. Yargısı ne kadar bağımsızsa kendisi de o kadar bağımsızdır.

Kapatma davası nedeniyle bizzat AKP’nin tahrik ettiği dış müdahaleler, aslında Türkiye’nin bağımsızlığına saldırıdır.

Bu küstahlar kafilesine Avrupa Parlamentosu Başkanı da katıldı. Dediği şu:

“Kimse Türkiye ile müzakereleri durdurmayı düşünmüyor. Ancak AKP kapatılırsa ve Başbakan Erdoğan yasaklanırsa bunu Türkiye yapmış olur!”

Demek istiyor ki “Müzakereler dursun istemiyorsanız AKP’yi kapatmayın, Erdoğan’ı yasaklamayın!”

Pöttering efendi, böyle bir şantajı herhangi bir Avrupa ülkesine yapabilir mi?

Asla yapamaz. Çünkü böyle bir hakareti sineye çeken bir hükümet ve lideri, ulusunun gözünde kapatılmaktan bin beter duruma düşeceğini bilir.

Yüksek mahkeme yargıçlarının kendilerini her türlü telkine karşı koruyacaklarına inanırız.

Ama biz fazlasını bekliyoruz:

Hükümetten yabancılara “Beni korumak için ülkeme hakaret edecekseniz eksik olsun, istemem” diyen bir itiraz..

Ne hoş bir sürpriz olur!

DİĞER YENİ YAZILAR