Suçlu kuşak

Aşık olduğu Türk kızı ile evlenen İskoç genci bu ülkeyi "Dünyada yaşanabilecek tek yer" olarak görüyordu. Dün ise eşi Özlem'in yüreğindeki yangın "Bu ülkede artık yaşanmaz" isyanı ile dışa vurdu

Haberin Devamı

Aşık olduğu Türk kızı ile evlenen İskoç genci bu ülkeyi "Dünyada yaşanabilecek tek yer" olarak görüyordu.

Dün ise eşi Özlem'in yüreğindeki yangın "Bu ülkede artık yaşanmaz" isyanı ile dışa vurdu.

Çünkü Özlem ve David Gramason çiftinin 2,5 yaşındaki oğulları Ali Star Gramason, Yeni Foça'daki bir sahil kahvesinde, sarhoş magandaların dalaşında bir serseri kurşuna hedef oldu ve öldü.

Genç çiftin huzur ve mutluluk özlemi ile geldikleri Türkiye, bir daha asla gelmek ve görmek istemedikleri ülke oluverdi.

Haydutların dağda değil kentte dolaştığı;

Yolsuzlukların yoksulluk batağı yarattığı;

Adaletin, kamu düzeninin, can güvenliğinin ve ümidin kaybolduğu;

Değerlerin çürüdüğü, bencillik, gösteriş ve sefahatin arttığı;

Sevgi, dayanışma ve estetik duygusunun her gün biraz daha yitip gittiği Türkiye, muhtaç olduğu mucizeyi nasıl yaratacak?

Avrupa Birliği, bedeli olmayan bir ümit ve piyango kurtuluş değildir.

Kimse AB'yi bütün pislikleri ve dertleri süpürüp götürecek bir ilâhi sel saymasın.

Bu hastalıklarla bizi aralarına almazlar.

Doktorumuz yine kendimiz olacağız.

Birleşmiş Milletler'in 2003 yılı "İnsani Gelişme Raporu" Türkiye'nin 11 basamak gerileyerek 96'ncı sıraya düştüğünü, pek çok gelişmişlik kriterinde Libya, Küba, Gürcistan ve Arnavutluk'un bile altında kaldığını belirledi.

Bizim için utanç verici bir hezimet...

Tek farklı gösterge Türkiye'deki ortalama ömrün 70 yaşın üstüne çıkmasıdır.

Bu durumu ceza, yani müsebbibi olduğumuz cehennemdeki mahkumiyet süremizin ilâhi takdirle uzaması da sayabiliriz...

Pisliğe, yoksulluğa ve haydutluğa teslim ettiğimiz bu ülkeyi kurtarmamız için Tanrı'nın tanıdığı bir fırsat olarak da görebiliriz.

Ne dersiniz; insan onuruna daha yakışan ikinci seçeneği hayata geçirecek cesaret ve fedakârlık havuzunu oluşturabilir miyiz?


Sağduyu galip geldi
Dün az görülür bir şey oldu ve üniversiteleri cadı kazanına çevirecek inatlaşmanın tarafları sağduyuda buluştular.

İktidar, Yükseköğretim yasa taslağını toplumdan ve üniversitelerden "gizli niyetleri olan darbeciler" gibi saklıyordu.

Bu durum kaygı ve gerilim yaratıyordu.

Rektörlere göre AKP iktidarı üniversiteleri ele geçirmek, irticai kadrolaşmanın önünü açmak ve türban yasağını delmek için meclis çoğunluğuna güvenerek bir baskına hazırlanıyordu.

Üniversitelerarası Kurul'un olağanüstü toplantısına Milli Eğitim Bakanı Çelik'in katılması bir uzlaşma zemini yaratılmasını sağlamıştır.

iktidar taviz vermiyor, üniversiteler de "Yasaya dokundurmayız, karşı duracağız" diyordu.

Bakan Çelik'in rektörlerle bir araya gelmesi restleşme gerginliğinin içinde taşıdığı riskleri şimdilik ortadan kaldırmıştır.

Rektörler, iktidarın reform ısrarına saygı gösterme noktasına gelmiş, iktidar da üniversitelerin bu sürece katkıda bulunma taleplerini kabul etmiştir.

Dileriz bu karşılıklı kabuller, kriz erteleme kurnazlığına hizmet etmiyor, işbirliğine dayalı bir uzlaşmanın iradesini taşıyordur.

DİĞER YENİ YAZILAR