Sönmeyen ışık

Haberin Devamı

Atatürk bir ruh, bir ışıktır. Şanlı bir geçmişin simgesi, rotası doğru çizilmiş bir geleceğin pusulasıdır.

Onu ölümünün 73’üncü yılında rahmet ve minnetle anarken, bir yandan da inkârcıların yarattığı azapla uğraşıyoruz.

Düşmanlarının bile yücelttiği bu büyük adamı, varlıklarını ve güvencelerini onun kurduğu cumhuriyete borçlu olan insanlar neden hazmedemiyorlar?

Onun dünyayı değiştirmek için gelmiş bir dâhi olduğunu Çanakkale’de, yani daha yolun başında İngiltere Başbakanı Llyod George görmüş, söylemişti:

“İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir ancak dâhi yetiştiriyor. Talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye’de doğmuştur!”

Yunanistan Başbakanı Venizelos 12 Ocak 1934’te Norveç Nobel Komitesi Başkanlığı’na özetle şu öneriyi sundu:

“(...) Teokratik bir rejimle yaşayan, din ve hukuk kavramlarının birbirine karıştığı çökme sürecindeki bir imparatorluğun yerini, güç ve hayat, modern ve milli bir devlet almıştır. Barış dünyasına bu değerli katkı, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa sayesinde yapılabilmiştir.

Bu nedenle Yunanistan Hükümeti Başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal Paşa’nın Nobel Barış Ödülü’ne adaylığını takdim etmekten şeref duyarım.”

Sevmezler, çünkü...

Atatürk’ün neler yaptığını uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Zaten bu millet kendisine egemenlik ve onur kazandırdığı için, sömürgeci boyunduruğundan kurtulmak için savaşan halklar da ilham verdiği için ona sevgi ve minnet duyuyorlar.

Ama yetmiyor işte; inkârcıların varlığı “küçük de olsa mide bulandıran sinek etkisi” yaratıyor.

Aslında onların varlığından “sapmaları teşhis” etmekte yararlanabilir ve Atatürk’e dil uzatmaktaki asıl maksatlarını arayarak ülkenin güncel risklerini yakalayabiliriz.

Atatürk düşüncesine ve sevgisine zarar vererek iyi bir şey yapmak kesinlikle mümkün değildir.

Atatürk’ü kötüleyenlere dikkat etmek onları takip etmek gerekir. Çünkü bunlar Türkiye’yi rol modeli yapan değerlerle barışık olmayan, ya din devleti ya da ırkçı rejim kurma hayaline kapılmış karanlık zihniyetli insanlar ve örgütlerdir.

Onlara karşı Atatürk’ü savunmak inkârcılığın başarısını kabul etmek olur.

“Yorulsanız bile..”

Zaten hiçbir çabanın Atatürk’ün kendi sözlerinden daha ikna edici olması mümkün değildir.

Birkaç sözünü hatırlamak bile yarasaların husumetini açıklamaya yeter:

“Cumhuriyet fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller istemektedir.”

“Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür. Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.”

“Dünyada her şey için maddi manevi tüm şeyler için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fen dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir.”

“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.”

“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, Trakyalı, Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır.”

“Sizler, Türkiye’nin genç evlâtları; yorulsanız bile beni takip edeceksiniz!”

Onun sözlerinin her gün daha etkileyici ve anlamlı hale gelmesi şüphe yok ki sevinilecek bir durum değil.

Ama ne yapalım ki kusuru onda değil kendimizde aramak zorundayız!

DİĞER YENİ YAZILAR