Son şans

Haberin Devamı

Bodrum’un cehennem ateşleri içindeki tükenişini TV’de izlerken eminim yüreğiniz burkulmuştur.

Sabahtan akşama dek ağlayıp dövünsek de elimizde kalan küçülmüş orman varlığını korumaya ve genişletmeye yararı olmayacaktır.

Çünkü ne yaparsak yapalım, kıyametin yaklaştığını hissederek diktiğimiz ağaçlardan daha fazlasını sevgisizliğin, sorumsuzluğun ve ihanetin ateşleri elimizden alacaktır.

İşte Bodrum’un Kızılağaç Köyü yakınında başlayan yangın bir yeryüzü cennetini 24 saat içinde cehenneme çevirdi. 400 hektar alan, masmavi denizi tamamlayan zümrüt yeşili bir doğa, üstüne kapkara bir çarpı işareti çizilerek elimizden alındı.

Gece TV’den yangını izlerken on gün kadar önce gazetelerde “Türkiye Orman Köylüleri Platformu” imzasıyla yayınlanan çağrıyı hatırladım.

Buna çığlık demek daha doğru olurdu. Mesaj orman köylülerinin, Türkiye’nin en fakir, en geleceksiz, en mağdur, en huzursuz ve en umursanmaz insanları olduğunu bağırıyor.

Orman hegemonyasının bu köylüleri “topraksızlandır ve göç ettir” politikası ile canından bezdirdiğini, tapulu bağını, bahçesini elinden alıp sürdüğünü söylüyor.

Türkiye’deki davaların hâlâ yarısına yakınının orman davaları olduğu hatırlanacak olursa bu şikâyetin haklılığı ortaya çıkar. Ülkede 8 milyon dolayında orman köylüsü yerinden sökülüp savrulmuş, bir o kadarı da mülkiyet hakkını kaybetmekten korktukları orman içi köylerinde huzursuz oturmaktadır.

Çağrıda partilerin seçim arifesinde bu vatandaşların ne olacağı hakkında ne düşündüğü soruluyor.

Gören varsa 15 bin 750 orman köyünün dayanışma platformuna haber versin. Çözüm üretmiş partiler varsa ses versin.

Orman köylüsünü ormanın zararlısı gören zihniyet elinde bu hale geldik. Son ormanlarımızın üstünde alevler ve dumanlar yükseliyor.

Yani ekmeğini ormandan çıkaran insanların ormana düşman olamayacağı mantığına dayalı bir politikaya şans tanımanın riski kalmamıştır.

Kaybedeceğimiz bir şey yok.

Ama kafayı değiştirirsek belki ormanın kaderini değiştirebiliriz.

Çelişkiler

Başbakan ABD’nin en korunaklı yeri Pentagon’u bile terörün vurabildiğini söyledi.

Tam bir huzurun kendi iktidarlarında geleceği umuduna kimsenin kapılmamasını dolaylı olarak anlattı.

Partinin ikinci adamı Gül, PKK’nın inini vurmaya kalkışırsak, Osmanlı’nın Sarıkamış’ta 90 bin şehit vermesine benzer bir felâketin yaşanabileceğini ima etti.

Ölçülü olmanın işareti değildir bu konuşmalar. Güvenlik güçlerinin ve halkın moralini bozmak, bölücü saldırganların ise ümitlenmesine ve cüretlenmesine sebep olmaktır.

Bu iktidar ve önderleri, devlet adamlığı becerisi ve basireti kazanamadı.

Sadece satıp savmak; eş, dost, akraba, partidaş takımını zengin etmek için mi devletin başında oturuyorlar?

Petkim’i alan ortaklığın içindeki esrarengiz tipler, başarının gölgelenmesine sebep oldu.

İhaleden önce niye bu araştırmalar yapılmadı? Sorumlular hesap vermeli. Anadolu’da kız isteyen adama bile “Sen kimlerdensin?” diye soyunu sopunu sorarlar.

Bu ölçüde maddecilik, sömürdükleri dindar görüntüye çok ters düşmüyor mu!

DİĞER YENİ YAZILAR