Son Pişmanlık

AKP cumhurbaşkanını tek başına seçecek gücünü kullanmaktan korkuyor. Kendine güvense, adayını en az altı ay öncesinden açıklar “Kimin ne itirazı varsa şimdiden söylesin” diye meydan okurdu

Haberin Devamı

AKP cumhurbaşkanını tek başına seçecek gücünü kullanmaktan korkuyor.

Kendine güvense, adayını en az altı ay öncesinden açıklar “Kimin ne itirazı varsa şimdiden söylesin” diye meydan okurdu.

Üniversite rektörleri önceki gün “Cumhurbaşkanı adayı tarafsız, çağdaş, laik rejime bağlı ve şaibesiz olmalı” diye uyarı yaptığı için iktidar sözcüleri köpürdüler.

“Elbette öyle olacak. Militan, gerici, softa ve şaibeli birini Çankaya’ya gönderir miyiz? Zaten aramızda öyle biri yok” diye bağırmak, hiçbirinin aklına gelmedi.

“Bu şartları benim cumhurbaşkanı olamayacağım iddiasının gerekçeleri olarak öne sürüyorlarsa hakaret sayarım, şiddetle reddederim” diye ayağa kalkmak Başbakan’ın aklına gelmedi.

AKP’nin tutumu, Başbakan’ı Çankaya’ya çıkarmakla doğru bir şey yapacağından emin olmayan bir psikolojiyi yansıtıyor.

Muhalefetten gelen “Tayyip Erdoğan olmasın” telkinlerini ve o telkinlere dayalı gerekçeleri sanki vicdanlarında reddedemiyorlar.

Ama şu var: Cumhuriyetçi güçlerden gelen muhalefetin ağırlığını artıran rektörler uyarısı ve önümüzdeki günlerde tırmanacağı hissedilen gerginlik, AKP’deki tereddütleri ortadan kaldıracaktır.

Gözlerin kararmasını sağlayarak tehlikelerin görülmesini önleyecektir.

Başbakan’ın “eğilim yoklaması” adı altında bazı sivil kurumlar ve kendi milletvekilleri ile yaptığı görüşmeler deyim yerindeyse “orta oyunu”dur.

Erdoğan CHP ile dahi konuşmayacak ama altı ay sonraki seçimde milletvekili olup olmayacaklarına bizzat karar vereceği kişilere “Ne yapayım?” diye soracaktır.

Onların gazı ile, geçmişin verilmemiş hesaplarla ağırlaşmış yükü sırtında Çankaya’ya çıkacaktır. Korkarız ki onu orada pişmanlık bekliyor olacaktır.

Doğrudan halka sorması gereken bir soruyu, yanlış insanlara sorduğunu...

Doğrudan halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı olma şansını kullanmadığı için ne büyük hata yaptığını hemen anlayacaktır!

Nasıl okudular?
AİHM’nin Merve Kavakçı ve Nazlı Ilıcak hakkındaki kararının medyamıza yansıma biçimi, mesleğimiz için esef vericidi idi.

Anlı şanlı gazeteler, bazı TV’ler, ünlü yorumcular, uluslararası mahkemenin kapatılan Fazilen Partisi milletvekillerini haklı bulduğunu yazıp söylediler.

Oysa vasat zekâsını “emanet”e terk etmemiş olanlar bile şu gerçeği zorlanmadan kavrayabilirdi: AİHM, üç başvuru sahibinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altı maddesi ile ilgili şikâyetlerinden sadece birini dikkate almıştır.

Yani mahkeme Türkiye’nin laik rejimini korumak amacıyla getirdiği kısıtlamaların meşruluğunu, daha önceki türban kararlarında olduğu gibi teslim etmiş, sadece davacıların seçilme haklarını 5 yıl süreyle askıya alan yaptırımı fazla bulmuştur.

Mesele bundan ibarettir.

Yani mahkeme Türkiye Cumhuriyeti’ne “Meclise türbanla giren Kavakçı’yı ve onu bu eyleme kışkırtan Ilıcak’ı haksız yere suçlamışsın” demiyor.

“Amacın meşru ama suça göre cezanın oranını tutturamamışsın” diyor.

Mahkeme bir imkân bulup kararının Türkiye’de nasıl değerlendirildiğini görmüş olsaydı herhalde onu da demezdi.

Baksanıza olayın üstünden 5 yıl geçtiği halde Kavakçı ile Ilıcak ve yandaşları hâlâ aynı yerdeler.

Demek ki 5 yıl bile yetmemiş!

DİĞER YENİ YAZILAR