AKP iktidarının devlet kadrolarını partizanlaştırma iştahı tatmin olmuyor.
Geçen gün kamuya bu ay 6 bin 259 yeni memur alınacağı haberi verildi.
Haberin önemli bir ayrıntısı şuydu: Yeni memurların 2 bin 295’i Diyanet İşleri Başkanlığı’nda göreve başlayacak!
Şu anda 79 bin din görevlisi çalışıyor; bu sayı yetmiyor mu ki alınacak memurların üçte birinden fazlası yine Diyanet’e yönlendiriliyor?
Mesele başka; bu uygulama dinci kadrolaşmanın vazgeçilmez taktiğidir.
O nedenle suçüstü yakalanmak, bu kurnazlığı tezgâhlayanları artık utandırmıyor!
Bu yöntemle devlet kadrolarına imam hatip mezunlarını dolduruyorlar.
Diyanet’i devlete imam hatipleri sokmak için Truva atı olarak kullanıyorlar.
Nitekim AKP iktidarının ilk altı yılında 1.671 din görevlisi Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan başta Milli Eğitim öteki kamu kuruluşlarına geçiş yapmıştır.
İktidar alt kademelerdeki kadrolaşmanın kolaylığını üst kademelerde sağlayamadı.
O yolu açmanın çalışmasını geçen dönemin müsteşarı Ömer Dinçer başlatmıştı. Şimdi kendisi Çalışma Bakanı ve çözümünü hazır etmek üzere.
Düşündüğünü gerçekleştirirse iktidarlar gelirken yüksek bürokratlarını da beraber getireceklerdir.
Bu bizim sistemimize uyar mı; herhalde tartışılacaktır. Ama iktidarın derdi, sistem içinde direnç noktası bırakmamaktır. Bağımsız yargıya bile tahammül edemeyen zihniyetin ara sıra da olsa “olmaz” diyen bir memura katlanması düşünülemez.
İktidar ne yapmak ve nereye varmak istiyor?
Çalışma Bakanı Ömer Dinçer’in “bugün de altına imzasını atacağını” söylediği ünlü “tebliğ”inde bunun cevabı var.
Dinçer orada “Bürokratik mekanizmada yer alacak memurları dindar insanlardan seçmek devletin yapısını İslâm’ın öngördüğü yapıya kavuşturur mu?” diye sorduktan sonra cevap olarak bunun İslâmi bir iktidarı değil, sadece beşeri yanı ağır basan bir iktidarı öne çıkaracağını söylüyor.
Bir de cumhuriyetin laiklik dahil temel ilkelerinin, yerlerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiği düşüncesinde olduğunu ifade ediyor.
Güdülen amaç ile kullanılan aracın ne kadar kurnazca bir uyum sergilediğini görüyor musunuz?
Rejimin her şeyi!
Sorunları çözme iddiasındaki bir siyasi iktidarın ülkeyi böylesine birbirine kattığına başka bir örnek kolay kolay bulunamaz.
Başbakan dün şikâyet ediyordu:
“Üzerimizde ne yazık ki iki tane görev var. İktidar da biziz, muhalefet de biziz!”
Az bile söylemiştir. Çünkü ıslak imzalı belgenin delil kabul edilmesi gerektiğini söyleyen “savcıların savcısı” da odur, “meclis böyle mi yönetilir?” diye Meclis Başkanı’nı paylayan “büyük patron” da...
Yürütmenin başı olan Başbakan yasamayı tartışmasız kontrol ederken yargıyı da idare etmekten vazgeçmiyor.
Güven ilişkilerini, devlet ciddiyetini, usul ve gelenekleri toptan yok eden bir virüs sanki sistemi yiyip bitirmektedir.
Yargıtay’ın telefonlarının dinlendiği dün doğrulandı.
Ergenekon savcılarının amiri durumundaki İstanbul Başsavcısı’nın da iş, ev ve cep telefonlarının mahkeme kararı ile dinlemeye alınmış olduğunu dün hayretler içinde öğrendik.
İktidar ne yapmak istediğini millete anlatmalıdır. Kendisi yok sansa da muhalefet var ve onun şu teşhisi halka her gün biraz daha inandırıcı geliyor:
“AKP’nin kavgası, yargıyı, medyayı, üniversiteleri, TSK’yı, laik olmayan bir iktidarı içine sindirecek şekilde yeniden tanzim etmektir!”
Başbakan, kontrolü kaybettiğini fark etmiyor mu?
Son hamle
Haberin Devamı

