Son durum

Haberin Devamı

Kılıçdaroğlu’nun “AKP milletvekilleri Hizbullah derneğini ziyaret etti mi?” sorusu ile patlak veren bunalım yeni bir aşamaya girdi.

Biliyorsunuz, iki yüze yakın insanı domuz bağı ile öldüren Hizbullah canilerinin salıverilmesi ve ömür boyu hapse hükümlü bu kişilerin izlerini kaybettirmesi infial yaratmıştı.

Hizbullah’tan aldığı siyasi yardıma iktidarın bu şekilde karşılık verdiği iddialarına Başbakan çok sert tepki gösterdi.

“Başbakan’a soruyorum; senin milletvekillerin Batman’da ve Van’da Hizbullah derneğine gittiler mi gitmediler mi?”

Başbakan Erdoğan Kılıçdaroğlu’na şöyle cevap verdi:

“AK Parti’yi Hizbullah’la ilişkilendirme gayreti içine girmek bir densizliktir, namertliktir, terbiyesizliktir.

İspat etsin!”

Kılıçdaroğlu’nun suçlaması, Mustazaf-Der temsilcilerinin referandum öncesi bazı AKP’lilerle görüştüğü, derneğin vatandaşları referandumda “İslâm” adına evet demeye çağırdığı iddiasına dayanıyor.

Bilindiği gibi Hizbullah hükümlülerinin kaçmasından doğan sorumluluğun üstlerine yıkılacağından korkan iktidar partisi sözcüleri bu derneğin Hizbullah olmadığını iddia ettiler.

Başbakan bile “Terör örgütü ayrı yasal dernek ayrı” diye konuştu.

Ama bu savunma üst üste iki darbe yemiştir:

İlk olarak kaçak Hizbullah hükümlülerini polis bu derneğin yapılarında aramıştır.

Bu durum, derneğin Hizbullah ilişkisinden İçişleri Bakanlığı’nın haberli olduğunu gösteriyor.

İkinci kanıt bir mahkeme kararıdır.

Dün açığa çıktı ki Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Hizbullah’la organik bağı olduğu gerekçesiyle Mustazaf -Der hakkında kapatma kararı vermiş!

Kemal Kılıçdaroğlu dün Ordu’ya giderken bir raundu kazanmış boksörleri hatırlatıyordu. Galipler dikte eder; şöyle dedi:

“O yargı kararını Sayın Başbakanın alıp okumasını isterim ve sonra da milletvekillerini çağırıp Hizbullah’la nasıl ve hangi gerekçe ile işbirliği yaptıklarını da sormasını isterim.”

Gazetecilerin soruları, Kılıçdaroğlu’nun elinde bu ilişkiyi ispata yarayacak ses kayıtları da bulunduğunu ortaya çıkardı.

“Açıklayacak mısınız bunları?” sorusuna CHP lideri “Hayır, Sayın Başbakan’a göndereceğim” dedi.

Herhalde yasadışı dinleme yoluyla kaydedilmiş konuşmalar olmalı ki Kılıçdaroğlu böyle davranıyor. Ve doğrusunu yapıyor.

Bence bu hassasiyeti ile iddiasını ispat etmekten daha değerli bir fazilet sergiliyor.

Unutmak daha hayırlı

On CHP milletvekilinin halkı faşizme karşı direnme hakkını kullanmaya çağırması gaftı.

Yüksek yargı düzenlemelerine muhalefet etmek ihmal edilmemesi gereken bir görevdir.

Doğru ama önceki gün dediğimiz gibi böylesine iddialı bir çıkış, ancak uzun müzakereler sonunda partinin en yüksek organlarının alabileceği bir karardır.

Kılıçdaroğlu bizce bu çağrının yerindeliğini savunmaya kalkmamalıdır.

Çünkü ana muhalefet halkı sokağa çıkarmaz; anlatacağı şeyler varsa ekran başına veya meydanlara çağırır. Ve işin başında durur.

Beş ay sonra seçim yapacağız; ikna et ve millet sandıkta dirensin.

Neyse ki CHP içinde de bu çağrının aceleden doğmuş bir yanlışlık olduğunu farkedenler az değil. Bu hissediliyor.

Süt dökmüş kedi manzarası bundan.

Başbakan da “fırsat bu fırsat” diye keşke üstüne atlamasaydı. Çünkü bu olayı tartışmak değil unutmak daha hayırlıdır.

Eşkıyalık ve anarşi üstüne kışkırtıcı ağız dalaşlarının maliyetini göze almak şu dönemde siyaset kumarbazlığıdır!

İki taraf da heves etmesin...

DİĞER YENİ YAZILAR