Sil baştan fırsatı

Haberin Devamı

Anayasa Mahkemesi’nin AKP iddianamesini kabul ettiğinin ertesi günü Başbakan’ın İsveç’e gitmesi çok ilginç...
Herkes merak edecek şimdi.
Partisinin kapatılması tehlikesine karşı “KralIın yardımı ile” uluslararası bir ret cephesi mi oluşturmaya çalışıyor Başbakan yoksa daha masum bir arayışla bu huzur ülkesinde stresten azade birkaç gün geçirmek hayali mi kuruyor?
Eğer hevesi sadece “bir tatlı huzur almak” ise ona bu özlemini Türkiye’de de tatmin edebileceğini söyleyebiliriz.
Meselâ yargı sürecini vakarla karşılamak ve yöneltilen suçlamaları AKP’nin hak etmediğini dolaylı olarak ortaya koyacak uygun hamleler gerçekleştirmek, aradığı huzuru Başbakan’a ve partisine kısa zamanda sağlayabilir.
Hem de bu huzur kalıcı olur. Kalıcı olmasının ötesinde millet de paylaşır.
Çünkü Anayasa’ya saygılı bir iktidarın sağlayacağı huzura bizim de çok ihtiyacımız var!
Ama AKP’nin içine tutulacak bir ayna böyle bir umudu yansıtmıyor. Yüzde 47 oyun hukuka boyun eğdirebileceğine inanan bir çoğunluk partide var gibi görünüyor.
“Kontrolsüz güç güç değildir” sözünün sadece oto lâstiği reklâmı olduğunu sanıyor hukuk devletini hazmedememiş siyasetçiler.
Çıktıkları macera yolculuğuna AKP yönetimi sonuna kadar gidecek mi, bilmiyoruz ama bir süre böyle devam edecekler; belli.
Şimdi güzel ülkemiz hukuka takla attırma olimpiyatlarına ev sahibi olacak!
İkinci ihlâl girişimi...
AKP’yi yargılanmaktan kurtaracak düzenlemeleri Anayasa’da yapıp halk oyuna sunmak, hak olarak savunulamaz.
AKP dinci eylemlerinin damla damla doldurduğu bardağı, türban yasağını kaldıran anayasa değişikliği ile taşırmıştır.
Bu eylemin kapatma davası açılmasına yeterli olduğunu Başbakan dolaylı olarak kabul etmiştir.
“O anayasa değişikliğine MHP destek oldu; MHP’ye neden dava açılmadı?” sitemi itiraf yerine geçecek sözlerdir.
Şimdi bu yetmiyor gibi iktidar partisi kendisini yargılayacak olan Anayasa Mahkemesi’ni etkisiz kılacak düzenlemelere kalkışacak, öyle mi?..
Böyle bir yol tercihi, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmakla suçlanan AKP’yi bir de “hukuk devleti”ni ihlâl etmenin suçuna batırır ki o durum, Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak kararı herhalde iktidarı memnun edecek yönde etkilemez.
Kırılma Gül ile başladı
Bu kırgınlık, bu kızgınlık, bu yorgunlukla iktidarın “seyir güvenliği” sağlaması mümkün değildir.
En iyisi, Başbakan’ın dış gezinin yarattığı fırsatı da kullanarak frene basıp yol kenarına çekerek sakinleşmeyi beklemesidir. Sonra da alternatif bir eylem planı düşünmesi...
Bardağı taşıran suçlamaları geçersiz kılacak geri adımları atmak, yargı sürecini sükûnetle göğüsleyip AB’nin beklediği reformlara hız vermek tüm senaryoyu değiştirebilir. AKP kurmayları bu seçeneği ciddi olarak ele almalıdır.
Çünkü 22 Temmuz’daki seçim zaferini taşıyamadılar. Toplumu böldüler, kurumları, kuralları tahrip ettiler. Kendilerini ikbal mevkilerine getiren değerleri hakir gördüler, ihtiraslarına yenik düştüler.
Şu anda başarısız bir iktidarı oynuyorlar.
Batılı demokrasilerin liderlerinden biri Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsaydı daha cesur davranır “Kırılma Gül’ün Çankaya’ya çıkarılması ile başladı” deyip, iddianamede suçlandığını hatırlayarak öncelikle onun çekilmesini sağlardı.
Bu başlangıç, iktidarın önünü açacak öbür adımların samimiyet ve güven zeminini oluştururdu.

DİĞER YENİ YAZILAR