Yaşadığımız coğrafyada sizin aramanız gerekmez; sakınsanız bile dert gelir sizi bulur!
Pentagon’un Avrupa ve NATO’dan sorumlu yetkilisi Jim Townsend dün Washington’da böyle bir haber verdi.
Obama yönetiminin Avrupa’ya kurulması planlanan füze savunma sistemi konusunda yeni bir model benimsediğini, Türkiye’ye biçtikleri katılımcı rolün kabul edilmesini beklediklerini açık bir dille ifade etti.
Washington önümüzdeki ay Lizbon’da yapılacak NATO Zirvesi’ne kadar Türkiye’den iki “iyi haber” bekliyor:
1. Füze savunma sistemini NATO’nun kabullenmesini destekliyoruz;
2. Savunma sisteminin bazı bölümlerine ev sahipliği yapabiliriz.
Ankara, sistemin parasal yükünden muaf tutulsak dahi ABD yönetiminin beklediği cevabı vermek istemez.
Çünkü Türkiye’nin bölge ülkelerinde sağladığı nüfuz ve ondan beslenen ekonomik menfaatler, kolay feda edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır.
Nitekim Amerikalı yetkili de basın toplantısında bu zorluğu Türkiye’ye hak vererek ortaya koymuştur.
Townsend, Ankara’nın isteksiz olmadığını ama bölgedeki siyasi ve ekonomik menfaatleriyle ne kadar uyumlu olduğu konusunda hesap yaptığını ifade etti.
Doğal ki bu projeye katılım halinde Türkiye’nin bölge ülkeleri katındaki itibarı azalacak, çıkarları zedelenecektir.
Ayrıca sistemi dayatan süper ülkenin güvenilirliği ile ilgili sorun vardır. Sistem başta Rusya kaynaklı bir tehdide göre planlanmıştı. Rusya ile işler düzelince hazırlanan elbise İran’a giydirilmek istendi.
İran’ın Avrupa’yı korkutacak gücü var mı?
Bu soruya “evet” diyenler gülünç olur ama konuşan Amerika ise durum değişir.
Hariciyemiz sıkıntılı günler geçirecek, belli.
Çünkü “Türkiye’nin ekseni Batı’dan Doğu’ya kayıyor”
iddialarının yarattığı kompleks ve bölücü terörle mücadelede Amerika’nın desteğine duyduğumuz ihtiyaç hareket alanımızı daraltacaktır.
Hariciyemizin yeni takımı ciddi bir sınavdan geçecek.
Her gün bir sürpriz
Hukuk devleti o kadar hızla kayboluyor ki veda edecek zamanı bulamıyoruz!
Biliyorsunuz İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği yazı ile türban yasağını fiilen ortadan kaldıran YÖK Başkanı hakkında “Anayasayı ihlâl ve halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik” iddiasıyla bir suç duyurusu yapılmıştı.
YÖK Kanunu’ndaki soruşturma usulü işletilmedi bu olayda.
Şikâyetin Milli Eğitim Bakanı’nın başkanlığında en az 3 YÖK üyesinin katılacağı bir kurulda ele alınması gerekiyordu. Ve bu süreci, Başsavcılığa bağlı Memur Suçları Soruşturma Bürosu’ndan görevlendirilen bir savcı yürütmeliydi.
Öyle olmadı, YÖK Başkanı Prof. Özcan hakkındaki suç duyurusu, memur bürosuna bağlı olmayan bir savcıya verildi.
O da takipsizlik kararı verdi.
Hem de beş gün içinde!
Kararın gerekçesinde “Başörtülüler veya türbanlılar insandır. Tüm insanların okuma ve eğitim hakkı vardır” ifadesi kullanıldı.
Peki bazı insanların, bu arada özellikle savcıların Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uymama hakkı var mı; o soru askıda kaldı!
Yargının siyasi çatışma alanı haline getirilmesini çaresiz bir şekilde izliyoruz.
Operasyon tamamlandığında neler olabileceğini tahmin etmek için son karar ibretli bir örnektir.
Anayasa Mahkemesi kararlarının belediye yasağına döndüğü bir zamanda yaşamak kaderde varmış demek!
Sıkıntılı tercih
Haberin Devamı

