Hapisteki gazeteciler için CHP’nin dışarıda yürüttüğü kampanya galiba etkili oluyor.
Başbakan’ın her fırsatta konuyu gündeme getirmesinden belli.
Erdoğan salı günkü gruptan sonra dün il başkanları toplantısında da konuya geniş yer verdi. Anlaşılıyor ki, dışarıda oluşan hassasiyet iktidarı içerideki eleştirilerden fazla zorluyor.
Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları Platformu, 104 tutuklu gazeteci bulunduğunu iddia ederek bir liste yayınlamıştı.
Dün Başbakan bu isimleri incelettiğini, bunlardan sadece 6’sının basın kartı taşıdığını, ötekilerden çoğunun terör örgütleri ile bağlantılı olduklarını, yani gazeteci olmadıklarını öne sürdü.
Kin davasını bitirirse
Hemen belirtelim ki basın kartı bir nevi kimliktir, ruhsat değil. Başbakan, basın kartı taşıyanlardan daha fazla sayıda kişinin gazetecilik yaptığını, dolayısıyla tutuklu gazetecilerin 6’dan mutlaka daha fazla olduğunu bilmelidir.
Kaldı ki hapisteki gazeteciler listesi Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Ahmet Şık ve Nedim Şener’den ibaret olsa bu Türkiye’nin yüzünü ak mı çıkaracak, iktidar sahiplerini rahat mı uyutacak?
Şikâyetleri yurt dışındaki platformlara taşıyan CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu gaflet ve dalâlet (aymazlık) ile suçlayan Başbakan Erdoğan empati yeteneğini kaybetmemeli.
“Denize düşen yılana sarılır” derler. Ayrıca insan hakları ihlâllerini kovuşturan uluslararası kurumları yılana benzetmemek gerekir.
Onların gücünden yararlanmak mağdur olanların yalnız hakkı değil görevidir.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi “türban mağduru” olarak AİHM’de Türkiye Cumhuriyeti aleyhine dava açmamış mıydı?
Başbakan, insan hakları ve özgürlükler konusunda dışarıdan yardım alma arayışlarına köpürecek yerde dışarıda hak arayanları hangi mecburiyetlerin bu arayışa sürüklediğini anlamaya bakmalıdır.
Hükümeti namerde muhatap hale düşürdüğü için CHP’yi suçlayan Başbakan’ın olayı gurur meselesi yapması iyidir. Ama şu şartla:
Mağdurları namerde muhtaç hale kendilerinin düşürdüğünü görecek, kin davasından vazgeçecek ve intikam dönemini kapatacak!
Madımak için uyarı
Madımak Oteli’nde 37 aydın ve sanatçıyı öldürenlerin firardaki son 5 sanığı için 5 gün sonra karar verilecek.
Mahkeme vereceği kararın ne kadar derin etkiler yaratacağını, hatalı bir kararının laiklik sigortasını attıracağını umarız biliyordur.
2 Temmuz 1993 tarihli günü dün gibi hatırlıyorum.
O değerli insanlar kurtarılabilirdi.
TV’den olayı canlı izliyorduk. Perdeler henüz tutuşturulmuştu. Gönderilen askerlerin kalabalığı dağıtıp otelde sıkıştırılanları kolayca kurtaracaklarını bekliyorduk.
Ama kalabalık “En büyük asker bizim asker” avazeleri ile sanki büyü yaptı ve devlet gücü üç buçuk çapulcunun elinden o değerli aydınları kurtaramadı.
Halkı dinci nefrete karşı koruyamayan laik devlet o gün ağır yara almıştı.
Eğer Madımak’ın “insanlık suçu” karakteri gözden kaçırılır ve 5 firari sanık için zaman aşımı talebini kabul eden bir mahkeme kararı çıkarsa...
Laiklik için buyrun cenaze namazına!

