Bir araştırma, çocukların daha ilkokulu bitirmeden TV sayesinde sekiz bin cinayet izlediğini ortaya çıkarmış.
Şimdi küçük bir sürtüşmede silâhına sarılanlara, sarhoş sürücülerin işledikleri cinayetlere, 11 yaşında çocukların boks ringinde kana bulanmış yüzlerine, mafya dediğimiz suç örgütlerinin ulusal gelirdeki paylarını 60 milyar dolara yükselttiklerine bakıp hayrete ve dehşete düşüyoruz.
Ektiğimizi biçiyoruz!
Uygar toplumlar çabuk uyandılar. Toplumsal kültürü ve ahlâkı, aileyi ve çocukları korumak için televizyon yayınlarına standartlar koydular.
Televizyonda izledikleri, çocukta kalıcı izler bırakıyor. Şiddeti eğlence haline getiren yayıncılık anlayışı, sevgisiz, saygısız, hoşgörüsüz, barut gibi yetişkinler üretiyor.
Samsun'da bir okulun kaba inşaatının bitişi nedeniyle düzenlenen toplantıda havaya 100 kurşun sıkılmış..
Mutluluk bile şiddetin egemenliğinde..
Standardımız..
Ülkede can sıkacak çok sebep var.
TV'deki filmlerin çoğu, böyle durumlarda öfkeyi boşaltmak için ne yapılması gerektiğini çocukluktan itibaren öğreten davranış kalıpları sergiliyor bütün gün.
Şiddet ve kan ticaretinin bize ne tür bir gelecek hazırladığını düşünerek silkinmek için yine de çok geç değildir.
O korkunç geleceğin karanlık tüneline girdik zaten. Ama şiddet batağında boğulmaya razı olmayacağımıza göre zoru başarmaya mecburuz.
Siyaset çok ümit ve cesaret vermiyor. Meselâ Cumhurbaşkanı'nın emriyle Türk Standartları Enstitüsü'nü (TSE) inceleyen Devlet Denetleme Kurulu'nun verdiği rapor, acıklı bir güldürü belgesidir.
TSE, hemen her şeyin standardını denetleyip kalite belgesi veren bir kurum.
Rapor, bu kurumun, içlerinde doktora ve master yapmış 4 bin üniversite mezunu kapısında beklerken geçen yıl 553 ilk ve ortaöğretim mezunu kişiyi işe aldığını belgeliyor.
Türk standardı bu işte!
Yargıya ilham..
Avrupa normlarını yakalamak uyum yasası çıkarmakla olmuyor.
Değişimi gerçekten isteyen bir toplumsal irade gerekiyor. Bunu yaratmanın tek yolu eğitimdir. Eğitim de yalnız okullarda değil, yaşamın her alanında inançlı savunucular ve önderler istiyor.
Sivil toplum, örgütleriyle siyaseti baskı altına alacak bir kampanya başlatırsa, bundan yargı kurumu da ilham alacaktır. Bu çok önemli çünkü acil yardım yargıdan gelecek.
Körlüğümüzle yarattığımız şiddet toplumunu yargı frenleyebilir. Oysa ceza adaletinin olmayışı şiddeti teşvik ediyor. İşte bugünkü manşetimiz:
Üç mobilyacıyı öldüren biri, üç kez idam isteğiyle yargılandı. İdam kalktığı için ağırlaştırılmış müebbet hapis yedi. Kravat takıp boynunu büktüğü için "iyi hal"den cezası 20 yıla indi, aftan da yararlanıp 6 yılda çıktı.
Türk standartlarını yargıdan ve öncelikle "iyi hal "den başlayarak yeniden oluşturmazsak yanarız!
Şiddet batağı
Bir araştırma, çocukların daha ilkokulu bitirmeden TV sayesinde sekiz bin cinayet izlediğini ortaya çıkarmış
Haberin Devamı

