Seçim ateşkesi

Haberin Devamı

Siyasi iktidar ile iş dünyasının en saygın ve kapsayıcı kuruluşu TÜSİAD seçim için ateşkes yaptı.

TÜSİAD Genel Kurulu dün, Başbakan’ın pek sevdiği ifadeyle iki tarafı da memnun eden bir “win-win zemini” oldu.

Referandum öncesinde “evet”e angaje olmayan TÜSİAD yönetimini “bitaraf olan bertaraf olur” tehdidi ile karşısına alan Başbakan Erdoğan, ilişkileri onarma fırsatını akıllıca kullandı.

Seçim meydanlarına taşıyacağı tezleri iş dünyasının seçkinlerine dinletmesi kurnazca bir taktikti. Çünkü patronların bu “barış yapıcı buluşma”yı ziyan etmek istemeyeceklerini tahmin etmiş olmalıdır.

Nitekim Başbakan bu fırsatı değerlendirerek ekonomiden ziyade günlük siyasetin ağırlık taşıdığı bir konuşma yapmış seçim ekonomisi uygulamayacağı gibi iş dünyasının hoşuna gidecek şeyler söylemiştir.

Ama öte yanda türbandan yargı ile kavgasına, içki yasağından öğrenci olaylarına kadar düşüncelerini, itiraz sesi duymadan iş adamlarına dinletmiştir.

Başbakan, TÜSİAD’a karşı “bertaraf olma” müeyyidesi ile tetiklenmiş gerginlik siyasetinin hasadını yapmış sayılır.

TÜSİAD’ın sesi olarak Başkan Ümit Boyner ve Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mustafa Koç, endişelerini eleştirel olmayan ifadelerle ortaya koymaya özen gösterdiler.

Boyner, ülkenin seçmen haritasına da yansıyan hayat tarzı farklılıklarından gelen kutuplaşmaya dikkat çekerken Mustafa Koç ekonomik gelişmenin kalitesini sorgulamaya çalıştı:

“Türkiye dünyanın ilk on ekonomisi arasına girdiğinde gelişmiş ülke olacak mı? Biz 16’ncı büyük ekonomiyiz ama insani gelişme endeksinde maalesef 83’üncü sıradayız. Acaba dünyanın 10’uncu büyük ekonomisi olduğumuzda yerimiz nereye yükselecek?”

Bunu tahmin etmek zor değildir.

İnsanlar ve kurumlar, kendi huzur ve kazançları için eleştiri hak ve görevlerinden vazgeçerlerse Türkiye yükselmez.

TÜSİAD’ın düşünce üretme yetenek ve geleneğini askıya almak kimsenin harcı olmamalı.

İktidar da suskun bir TÜSİAD’ı kazanç saymamalı!

Utanç verici

Gazeteci Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde yükselen feryatlar, vicdan taşıyan herkesi utandırmış olmalıdır.
Bu insanlar dört yıldır sadece adalet istiyorlar. Her geçen gün umutlarını ve güven duygularını biraz daha kaybederek...

Türk ve müslüman olmayan hiçbir vatandaş bu ülkede ve böyle bir ortamda kendini güvende ve evinde hissedemez.

Hangi soy veya inanca mensup olursa olsun aynı kaderi paylaştığımız vatandaşlarımızda böyle bir duygu uyandırmak hepimizi utandırmalıdır!

Dink cinayeti, faili meçhullerden daha rezil bir durumu yansıtıyor.

Çünkü bu olayın sadece tetikçisi değil azmettirenleri ve cinayetten sonra suçluları koruyup kollayanları da belli.

Böyle bir ortamda adaleti sadece faşizm önleyebilir.

Devleti ve rejimi böyle bir iftiraya karşı da sadece yargı koruyabilir.

Mahkeme görevini yapsın!

Ava giden avlanır

Başbakan “organize iş” iddiasından vazgeçmediği için savcılık suçlu avına çıktı.

Oysa özürler dilenmiş, işin ardında bir organizasyon bulunmadığı inancı kamuya mal olmuştur.

TT Arena’da yaşanan protestonun peşinde koşmaya devam etmek artık küçültücü bir intikam hevesi olacaktır.

Kibir ve intikam geri tepen takıntılardır.

Başbakan’ı memnun etmek için yakalanıp suçlanacak her kişi halkın gözünde mağdur görülecek, iktidarın güç kullanma ve ceza verme tutkusu, öteki takımların taraftarlarınca da itici bulunacaktır.

Doğru tavır, stadı en kısa zamanda Galatasaray’a devredip olayı kapatmaktır!

DİĞER YENİ YAZILAR