Sebebi görelim!

Haberin Devamı

03
Türkiye ile İsrail’in yaşadığı “alçak koltuk krizi”ni kim galip kim mağlup hesabı yapmadan değerlendirmek gerekiyor.

Çünkü bu tecrübeden iki tarafın da yararlanacağı sonuçlar çıkarmak mümkündür.

Krizi boks maçı gibi değerlendirmeye kalkmak iki tarafı da sonsuz kayıplara mahkûm eder.

Yaşanan kriz bir sebep değil sonuçtur.

İki ülkenin siyasetçileri, ilişkileri zehirleyen sebepleri doğru teşhis edemezse, ileride doğacak yeni krizleri İsrail Cumhurbaşkanı Peres’in devlet adamlığı bile halledemez.

İki ülkenin başkentleri dünya medyasını iyi izledi mi?

Birçok saygın ve etkili yayın kuruluşu Türkiye’yi İsrail’in Orta Doğu’daki en önemli müttefiki ve ender dostlarından biri olarak tarif etti.

İsrail medyası da bölgedeki 22 ülkenin ikisi hariç tümüyle kavgalı olduklarını belirterek “Böyle dış politika olmaz” eleştirisi yapıyor.

Şimon Perez’in zoru ile Türkiye’yi tatmin eden bir özrün gerçekleşmesi, ilişkilerin ufkunu garantili olarak açacak değildir.

İnsanlık vicdanını Gazze’de kanatan haksızlıklar karşısında İsrail Türkiye’den “dost ve müttefik” olmanın hatırına ve yeni bir kriz yaşamamak adına susup oturmasını isteyemez, istememelidir.

Uluslar arasındaki ortaklıklar onlara iyi şeyler yaptırmalıdır.

Beşeri vicdan Gazze’de kanarken Türkiye susup oturduğu zaman, İsrail bu dostluğun kendisini yücelttiğini ve bir şey kazandırdığını düşünmemelidir.

İsrail’in orantısız güç kullanmasından Obama yönetiminin bile şikâyetçi olduğunu ve bu nedenle Türkiye’den yükselen itirazları el altından cesaretlendirdiğini duymayan kaldı mı?

İsrail’in itibarlı Haaretz gazetesi dün “Türk halkı elçilerine hakaret edilmesini kabul edecek bir toplum değil” diye yazdı.

Bu doğru ama dostlarının özrünü kabul etmeyecek kadar çiğ bir toplum da değiliz biz.

O nedenle geçmişe değil önümüze bakmalıyız.

Türkiye’nin dostça uyarılarından etkilenerek gerçekleştireceği insancıl ve adaletli bir politika değişikliği, İsrail’i Türk halkının gözünde eskisinden daha da değerli bir yere yükseltir.

Allah benzetmesin!

Los Angeles Times gazetesi, yedi büyüklüğündeki depremin yıktığı Haiti başkenti ile benzerlik kuracağı bir kent ararken bula bula İstanbul’u bulmuş!

Haiti’deki deprem yapıların yüzde 80’ini yerle bir etti. Kızılhaç’ın tahminine göre can kaybı 50 bine ulaşabilir.

Deprem Mühendisliği Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Farzat Naeim Türkiye’deki gözlemleri ışığında ibret verici bir paralellik kurmuş verdiği demeçte:

“Haiti de İstanbul’a benziyor. Buraya gelenler önce birkaç ağacı keser üzerine bir baraka kurar, ardından bir yapı inşa edip üzerine kat çıkmaya başlar. Bir yıl sonra tavan betonunu atar, ikinci katı çıkar, ardından üçüncü kat.. Aileleri büyüdükçe evleri de büyür!”

Haiti’deki meşum bilançonun sebebi de bizdeki gibi çarpık yapılaşma ve inşaatlardaki çürük malzeme.

İstanbul yeni bir depremi bekliyor.

Peki tedbir?

Prof. Işıkara dün cesaret ve ümit verici şeyler söylemedi bana. Okullar için gayret varmış fakat sağlık kurumları için söylenecek söz: Allah’a emanet!

İstanbul’daki 1,5 milyon yapıdan üçte birinin depremde yıkılacağını öne süren teknik raporlar raflarda tozlanıp duruyor.

Haiti depremi bu raporları hatırlatmış olmalı ki TBMM, depreme hazırlık durumumuzu tartışmak üzere bir meclis araştırması yapılmasına karar verdi.

Karar bütün partilerin oybirliği ile alındı..

İktidar bu alanda yedi yıldır uyuyor. İnşallah uykusunu almıştır!

DİĞER YENİ YAZILAR