Sakat rapor!

Haberin Devamı

Avrupa Birliği’nin ilerleme raporları, sağlık kontrolü ardından verilen check-up raporlarına benzer.

Dün açıklanan ilerleme raporunu aynı güven duygusu ile karşılamak yerinde midir; buna karar vermeden önce düşünmek gerekecek.

AB Komisyonu belgeleri AKP iktidarının eylem ve tercihlerine genel olarak destek veriyor.

Gerek anayasa değişikliği ve yargı reformu konusunda, gerekse askerlere yönelik önyargılı eleştirel bakış konusunda AB kulislerinde iktidarın başarılı bir lobi çalışması yaptığı anlaşılıyor.

AB Komisyonu daha önce Ergenekon davasına sadece değinmekle yetinirken bu defa “Türkiye’nin ayağına gelen fırsat” olarak değerlendirmiştir.

Bu yorum, süren bir davaya uluslararası boyutta bir müdahale değil midir?

Dava bitti, mahkeme kararını verdi de biz mi duymadık, yoksa AB Komisyonu davayı kendi kafasında bitirdi ve hükmünü verdi mi?

Bu yılın ilerleme raporunda öncelikle askerlerin siyasete müdahalesine yönelik itiraz nedenlerindeki azalma olumlu bir ilerleme olarak not edilmeli, yargıya ilişkin endişelerin sürmesindeki vebalde AKP iktidarına da büyük pay düştüğü belirtilmeliydi.

Barut yoksa gerisi boş

Brüksel’de oturanların şunu bilmesi lâzım:

AB’ye girerse Türkiye bütün olarak girecek, sadece AKP girmeyecek. O bakımdan böyle raporların adil yazılması gerekiyor. Tabii Türk halkının bir kesiminde sempati uyandıralım derken geri kalanlarda mevcut olan şüphe ve güvensizlik derinleşsin istenmiyorsa...

AKP’ye gerçekten dostluk yapmak isteyen AB Komisyonu’nun basın özgürlüğüne yönelik tehditler konusunda daha kararlı ve zorlayıcı ifadelerle tavır koyması gerekirdi.

Raporda Doğan Yayın Holding’e kesilen yüksek vergi cezalarının ekonomik açıdan grubun yaşayabilirliğini tehlikeye düşürme potansiyeli taşıdığı ve bu nedenle uygulamada “ifade özgürlüğünün etkilenebileceği” belirtiliyor.

“Etkilenebileceği” sözü bir ihtimal içeriyor. Oysa demokrasiyi yok edeceğinden emin olmaları gerekir!

Savaşta topçu ateşi durunca cephe komutanı telefona sarılıp sebebini sormuş. Topçu komutanı “Efendim birçok nedeni var. Birincisi, barut bitti; ikincisi...” derken cephe komutanı sözünü kesmiş:

“Gerisini sayma, bu yeter!”

Basın özgürlüğü demokrasinin barutudur. O yoksa diğer gerekler varmış, yokmuş fark etmiyor.

Cem Uzan’a fırsat çıktı

Korkarım Fransa’dan siyasi sığınma talep eden Cem Uzan tarafından bile kullanılacaktır bu eksiğimiz.

Genç Parti’de Cem Uzan’ın yardımcısı olan Emin Şirin, ÇEAŞ ve Kepez’e el konulması nedeniyle açılan davanın sona yaklaştığını belirterek şunu demiş:

“Cem Uzan 20 milyar doları kazandığında Türkiye’de başına ne geleceğini bilemezdi.”

Normal olarak böyle bir gerekçeyi Fransa kabul etmezdi. Çünkü Türkiye AB eşiğindeki bir demokratik hukuk devletidir. Ama normali yaşamıyoruz şu aralar ve iktidarın Doğan Yayın Grubu’nun canına kasteden tutumu Uzan’a beklediğinden âlâ ikna gerekçesi sunuyor.

Şunu diyecektir Fransa’ya:

“Demokratik denetim ve eleştiri çerçevesinde yayın yapan tarafsız ve bağımsız bir medya grubuna bile tahammül edemeyip onu temelsiz vergi cezaları ile yok etmeye kalkışan bir siyasi iktidar, kendisine siyasi rakip olmuş medya sahibi bir parti lideri olarak bana neler yapmaz?”

Öncelikli ihtiyacımız basın özgürlüğü yolunda ilerlemektir.

İlerleme raporunu yazanların gözü bozuk ve aklı karışık!

DİĞER YENİ YAZILAR