Teröre elbet kimse bile bile arka çıkmaz. Marifet, terörün yararlanacağı şartların oluşmasına katkı yapmamaktır!
İktidar, siyasi açılım vaatlerini askıya alıp bölücü terörle mücadelenin askeri yönüne yoğunlaşmayı tercih etti son dönemde.
Vay sen misin iktidarı farklı beklentilerle destekleyen kalemler kıyameti kopardılar. Düne kadar yere göğe koyamadıkları Başbakan’a şimdi demediklerini bırakmıyorlar.
Erdoğan’ın “Obama gibi gelip Bush’a döndüğü”nden başlayıp muhafazakârların, Kürtlerin, demokratların ümitlerine ihanet ettiğine kadar kezzap gibi eleştiriler, suçlamalar..
Dikkatli olalım...
Bu kızgınlığın savunulabilir sebepleri yok değildir.
Başbakan’ın Kürt sorunu bağlamında “Ya sev ya terk et” anlamına gelen konuşmaları, özgürlük ve demokrasi özlemlerini tek başına temsil ettiği iddiasını taşıyan bir partinin liderine yakıştırılamaz.
Hele sokak gösterilerinde terör örgütü destekçisi grubun üstüne pompalı tüfekle ateş açan vatandaşa “Sabır tavsiye ediyorum fakat sabır nereye kadar olacak?” diye hak vermesi, bu yaklaşımın halkı birbirine kırdırmaya davetiye çıkaracağını düşünememesi hiç kabul edilemez.
Düne kadar AKP’yi neredeyse kayıtsız şartsız destekleyen kalemlerin şimdi bu nedenlerle tepki göstermeleri, tabii ki eleştirilerin değerini arttırır ve kendilerini de onurlandırır ama gene de düşünmek gerekir.
Koz vermemeli
Terör örgütünün dağdaki militanlarına “İktidar partisi içerde ve dışarda güç aldığı kalemlerin desteğini kaybediyor. Birbirlerine düşmeye başladılar. Dayanın” diye moral vereceği bir tablo yaratılmamalıdır.
Ölçüyü kaçırmanın en azından böyle bir riski var çünkü. O nedenle Başbakan’ı eleştirenler borç altındadırlar:
Şikâyetleri ne?.. Erdoğan’ın farklı özlemlere kapıyı göstermesi ve kentlerde terör yaratanlara karşı vatandaşlara kendilerini silâhla savunma hakkı tanıması, yani demokrasi ve hukuk devleti adına cinayet çizgisine gelmesi mi, yoksa iktidarın bir süre yalpaladıktan sonra “tek vatan, tek bayrak, tek millet” noktasına dönmesi mi?
Bu farkın açıkça ortaya çıkması lâzım.
Sorunun demokratik zeminde tartışılmasını mümkün kılacak bir muhatap olabilirdi DTP ama olamadı.
Mecliste dağıtılan kitapçık, İmralı’daki elebaşına hoparlörlük yaptıklarını gösteriyor:
Ülkenin 20-25 özerk bölgeye ayrılması, her bölgenin renk ve simgelerinin (bayrak) tanınması ve teröristbaşının da muhatap alınması filan...
Terör şantajı altında meclis bunları mı müzakere etsin?
2005 yılının Tayyip Erdoğan’ını özlediklerini söyleyen arkadaşlarımız ne istediklerini DTP kadar açık ifadelerle ortaya koymalılar.
Böyle olmadığı zaman çıkan gürültü, bir demokrasi ve özgürlük talebi olmuyor, huysuzluk oluyor, mızıklanma oluyor.
Ondan da içerde ve dışarda bölücüler yararlanıyor!
Rüzgâr niye döndü?
Haberin Devamı

