Türkiye özgür sesleri susturan baskı rejimleri arasına uluslararası bir konferansta ilk kez dahil ediliyor.
İktidar bu yüzden ne kadar utansa azdır!
120 ülkede on binlerce yayını, internet sitesi ve medya şirketini temsil eden Dünya Gazeteler ve Yayıncılar Birliği (WAN-IFRA) Hindistan’daki yıllık konferansı sonunda “imdat çığlığı” yerine geçecek bir açıklama yayınladı.
Bu açıklama Türkiye, Çin, Rusya, Küba, Pakistan, Yemen ve Filipinler’de basın özgürlüğüne yönelik baskıcı politikalardan doğan kaygıları dünyaya duyuruyor ve bu ülkelerdeki yetkilileri göreve çağırıyor.
Türkiye’deki durumla ilgili özel bir bölümün yer aldığı açıklamada Doğan Medya Grubu’na 3.8 milyar doları bulan ceza tanzim edildiği hatırlatılarak şu saptama yapılıyor:
“Cezanın nedeninin siyasi amaçlı ve Doğan Grubu’nu susturmaya yönelik olduğuna inanmak için gerekçeler bulunuyor.”
Bu arada iki yılda onlarca gazetecinin Ergenekon örgütüne yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınıp tutuklandığı belirtiliyor ve bu sistematik çabaların muhalif medyayı ve kalemleri susturma amacına dönük olarak sürdürüldüğü anlatılıyor.
WAN-IFRA bildirisindeki teşhisler kuşku götürmüyor.
AKP iktidarı, Almanya’daki Deniz Feneri dolandırıcılığını yayın konusu yaptığı için Doğan Medya’yı hedef almıştır.
Uygulamaya konulan yok etme planı basın özgürlüğüne karşı tasarlanmış bir cinayettir!
Başbakan hatırlanacağı gibi önce “bu gazeteleri almayın” diye boykot çağrısı yaptı, o arada vergi denetçileri ordusunu hedefine gönderdi. Sonuçta Doğan Grubu’nun toplam değerini aşan miktarda bir vergi cezası ortaya çıktı.
Demokratik bir ülkede benzeri olmayan bir despotluktur bu.
Devlet gücünün siyasal amaçlarla kullanılmasına kaba bir örnektir.
Türk halkına Avrupa demokrasisi vaat eden AKP iktidarı sonuçta ülkemizi Çin, Rusya, Küba, Pakistan, Yemen ve Filipinler gibi despotik yönetimlerin, deyim yerinde ise karga sürüsünün arasına sokmuştur!
Tek muhatap var...
WAN-IFRA bildirisi, vergi yasasında yapılacak düzenlemelerle şeffaf bir yasal zemin oluşturulması ve basına gözdağı verme siyasetinden vazgeçilmesi için Türk hükümetine yöneltilen çağrı ile sonlandırılıyor.
Uluslararası medya kuruluşu tabii burada trajik bir yanlışa düşüyor.
Hükümeti medya üstünde baskı kurmaktan vazgeçmeye mecbur edecek müdahaleler için “yetkililer”e çağrı yapılıyor.
Demokratik devletin her şeye rağmen işlediği zannediliyor.
Yasama organının, yani meclisin tümüyle Başbakan’ın kontrolünde olduğu, yargı başta bağımsız olması gereken pek çok kurumun ya tehdit ya tahrip aşamasında olduğu hatıra getirilmiyor.
Çünkü böyle bir cinnet karmaşasını akılları almıyor.
Çok üzücü ama basın özgürlüğünü uluslararası standartlara yükseltmesi için yazılan mektuba Türkiye’de muhatap olacak bir kurum maalesef kalmamıştır.
Tek adres vardır o da Türkiye’nin tek adamı, Newsweek dergisinin “Haşin Bakışlı Başbakan” dediği Recep Tayyip Erdoğan...
Bakalım çağdaş demokrasinin talepleri ve gelecek kuşaklara yönelik sorumluluk duygusu “Haşin Bakışlı Başbakan”ımızı biraz olsun yumuşatacak mı?
Türkiye’yi demokrasi özürlü ülkeler arasına düşüren bu uluslararası uyarının ayıbı acaba onda silkinme isteği, arınma arzusu uyandıracak mı?

