Reformlarımız başlamıştır!..

Haberin Devamı

Tehditkâr ideolojik yapılara karşı demokratik rejimin kendisini koruma hakkı vardır.
Partilerin yaşamını güvence altına almak ne kadar gerekiyorsa, rejimin demokrasiyi kötüye kullanan partilere karşı korunması da o kadar gerekiyor. Dünkü Milliyet’te AB’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile uluslararası üne sahip anayasa uzmanı Prof. Andrew Arato’nun reformlar konusundaki görüş ve önerileri yer almıştı.
Olli Rehn Türkiye’nin gerçeğini anlayamadı. Krizlerin kaynağını yanlış yerde arıyor ve AKP’nin propagandisti gibi konuşuyor.
Mesela kapatma davası krizinin yargı ve anayasa reformlarına olan ihtiyacı gösterdiğini söylemiş...
Peki aynı kriz, laik cumhuriyetin korunması konusunda yargı denetiminin ne kadar gerekli ve yararlı olduğunu da göstermedi mi?
Ayrıca kimse “Türkiye’de partiler basit nedenlerle kapatılıyor” diyemez. İşte mahkeme, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna 1’e karşı 10 oyla karar vermiş olmasına rağmen AKP’yi kapatmamıştır.
Olli Rehn’nin önerileri arasında şu üç konu çok önemli:
1. Siyasi Partiler Yasası değişmeli
2. Kamu ihaleleri mevzuatı AB standartlarına uydurulmalı
3. Atamalar liyakat esasına dayalı olmalı.
AKP’ye güven olur mu?
AB yetkilisi Rehn de anayasa uzmanı Prof. Arato da iktidara diyalog ve uzlaşı yolunu tavsiye ediyorlar.
Yukarıdaki üç madde için iktidarın uzlaşma aramasına bile ihtiyaç yoktur.
Partileri lider sultasından kurtaran, kamu ihalelerini rüşvetten, yolsuzluktan azade kılan, atamalarda türban kriteri uygulamanın ayıbına son veren değişime halkın alkış tutacağı kesinken hangi parti buna karşı durabilir?
Mesele tamamiyle AKP’nin siyasi ve ekonomik çıkarlarıyla ilgilidir.
Reformlar için diyalog ve konsensüs gerçekleşebilir ama bunun şartı, cumhuriyetin laik karakterine zarar verilmeyeceğinden herkesin emin olmasıdır.
Toplumu bu güvensizlik böldü. AKP bu güvensizliği hak etmediğini söyleyemez.
Anayasa Mahkemesi’nden geri dönen türban değişikliği ve kapatma davasındaki mahkûmiyeti getiren ihlâller ortadadır.
Prof. Andrew Arato, AKP’nin Özbudun’a hazırlattığı taslağı zorlamamasını tavsiye ederken şunu da söylüyor:
“Ben olsam yeni anayasada laikliğe ve cumhuriyetçiliğe daha net bir anlam verir, bir AKP taslağında gördüğüm gibi anayasanın değişmez hükümleri olmaktan çıkarmaya gayret etmezdim!”
AKP iktidarı da tersini yapmayacaktır. Ama neye yarar?

İçkili lokanta reformu

İktidarın laiklikle ilişkisi içtenlik değil yasak savma samimiyetsizliği taşıyor. Laik cumhuriyetin kendisini savunma yeteneği bu iktidar döneminde sürekli güç kaybetti, kaybediyor.
Rejimin karakterini oluşturan yapılara, kurallara ve özgürlüklere karşı sistematik taciz ve tahrip eylemleri birbirini izliyor.
Meselâ şu günlerde İstanbul Belediyesi, içki yasağını genişletme oyunu oynuyor. Restoran olarak kullanılan eski vapur iskelelerinin kira sözleşmeleri yenilenmiyor ve bu mekânlar belediye tarafından işletilmeye hazırlanıyor. Amaç içki yasağını genişletmek!
Salacak’taki inşaatın önündeki tabelaya “Üsküdar Halka Açık Balık Restoranı İnşaatı” yazılmış.
Buradaki “halka açık” sözü, lokantanın kimlere kapalı olduğunu tarif ediyor aslında. Sözün özü “İçki İçenlere Kapalı Balık Restoranı”dır.
İstanbul’daki balık restoranlarında içki içmek mecburi değil, isteyen içer. AKP’nin reforme ettiği balık restorancılığında kimse içemeyecektir.
Olli Rehn mutlu olabilir: Reformlarımız başlamıştır!

DİĞER YENİ YAZILAR