Petrol istasyonu

Haberin Devamı

Arap dünyasındaki yangından hayır çıkarmanın yolu, acımasız bir özeleştiri yapmaktan geçiyor.

New York Times’ın üç Pulitzerli yazarı Thomas Friedman, özgür bir vicdanın kılavuzluk ettiği akılla gerçeği Washington’daki yöneticilerin yüzüne tokat gibi vurmuştur.

Dediği şu: “Batı elli yıldır Arap ülkelerine petrol istasyonu gibi baktı. Ucuz petrol ve İsrail’e yüklenmemeleri karşılığında diktatörlerin halklarını ezmesine, yolsuzluk yapmalarına ses çıkarmadı!”

Kaddafi’nin bugün kendi halkını ölümle tehdit etmesinde şaşılacak bir şey yok.

O cellâdı, ucuz petrol tezgâhının bir yan ürünü olarak Batı yetiştirdi!

Amerika ve Batı sistemi, fiyakasını yaptığı değerlere sahiden bağlı olsaydı sadece Kaddafi tasfiye edilmez, o onurlu operasyon öteki zalimlere de ibret olurdu.

Kaddafi 1988’in aralık ayında İskoçya’nın Lockerbie kasabası üstünde yolcu uçağı patlatan ve 275 kişiyi öldüren bir canidir.

Batı, ucuz petrol tehlikeye girmesin diye bu caniye katlanmış, hiç utanmadan ona devlet başkanı muamelesi yapabilmiştir.

Dün BM Güvenlik Konseyi, halkın meşru taleplerine ve insan haklarına saygı göstermesi için Libya hükümetine çağrı yapmış.

“Hadi oradan” demez misiniz?

Kaddafi’ye katlanan Batı sistemi, sadece değerlerine ihanetle kalmamış, ekonomik menfaati uğruna despot rejimlere arka çıkarak zalimlerin kucağında bıraktığı Arap halklarına da ihanet etmiştir!

Bu iğrenç egoizmin tesirleri, devrim sonrasının yeniden yapılanma sürecini de olumsuz etkileyecektir. Arap halkları hiçbir Batılıya güvenemeyeceği için yeni düzeni kurarken zorlanacak, diktatörlerden kurtuluşun bile ceremesini çekeceklerdir.

Ama geçen gün dediğimiz gibi hiçbir zorluk demokratik rejime ilerleme amacından vazgeçmenin nedeni olamaz ve olmamalıdır.

Batı sistemi içinde yer alan Müslüman bir ülke olarak Türkiye’nin yalnız özeleştiri sürecine değil demokrasi hedefli çabalar konusunda da sürükleyici güç rolü oynaması mümkündür.

Evet, Türkiye büyük siyasi ve ekonomik riskler almak konusunda dikkatli olmalı.

Ama o halkların gözünde “kurtuluşun parçası” olmanın onurlu getirileri de hesaba katılmalı, ihmal edilmemelidir.

Yeter, dik duralım!

Önümüze konulan her şartı AB’ye üye olacakmış gibi imzalıyoruz.

Ama karşı taraf, ağzımızla kuş tutsak bile bizi AB’ye üye almayacağını göstermekten çekinmiyor.

Bugün AB içişleri ve adalet bakanları toplanacak ve Türkiye’ye vize kolaylığı sağlanması önerisini tartışacak.

Fakat beklendiği gibi Almanya, Fransa, Avusturya, Hollanda ve Kıbrıs, ret cephesi olarak karşı çıkıyor.

“Hiç getirmeyin, veto ederiz” dediler.

Türk tarafı da misilleme tehdidinde bulundu.

Çünkü AB ülkelerine Türkiye üstünden giren göçmenleri “geri kabul” etmek konusunda Ankara taahhüt altına girme sözü vermişti. Şimdi biz de bu taahhüdü savsaklama resti çekmeyi düşünüyoruz.

Bundan korkmamak lâzım.

Avrupa, Türkiye’nin birliğe katılma hevesini devamlı kötüye kullandı.

Ret cephesini adeta dinci ve ırkçı bir ilkellik yönetiyor. Adaylık statümüze saygı gösterilmiyor.

Bu yetmiyor, adeta Türk halkını AB’den soğutmaya yönelik psikolojik savaş taktikleri uyguluyorlar.

Sanki Türkiye’ye “lanet olsun” dedirterek süreci kendi elimizle tahrip etmemizi sağlamaya uğraşıyorlar.

Bu oyunu bugünden başlayarak her fırsatta yüzlerine vurmalıyız artık!

DİĞER YENİ YAZILAR