Paslı kilit

Haberin Devamı

Genelkurmay’da hazırlandığı iddia edilen suç belgesi üstündeki tartışmalar toplumu yordu.

İktidar partisine ve bir tarikat örgütlenmesine karşı komplolar içeren belgenin gerçekliği kanıtlanmış değildir ama iktidar yandaşı medya kesimi bu soruşturmayı kendi kafasında adeta bitirmiştir.

Halka verilen mesaj özetle şudur:

“Darbe yapılacaktı, iktidarın kararlılığı bunu önledi. Gene yapılabilir, AKP’nin arkasında durun!”

Türkiye askeri darbe riskinden en uzak olduğu dönemlerden birini yaşıyor şu anda. Böyle bir tehlikenin şartları da yoktur, emaresi de yoktur.

Unutulmamalı ki darbe kuruntuları 2007 Martı’nda eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Örnek’in günlüklerinden ortalığa saçıldı.

Ama o dönemde ordulara hükmettiği halde görevlerini böyle bir kanunsuz işe karışmadan tamamlayan komutanlar, emekli olmalarından sonra darbe planlamaktan ötürü yakalanıp hapse atıldılar.

Gerçekte Türkiye darbe tehlikesi içinde yaşamadığı gibi öyle bir tehlike de geçirmemiştir.

Darbe kuruntusu, oy getirisi yüksek kârlı bir spekülasyondur. Mağduriyet bağımlısı iktidar, aylardan beri Albay Dursun Çiçek’in imzasını taşıdığı öne sürülen belgeden yararlanarak besleniyor.

Başbakan, Ergenekon davasının başında üstlendiği “savcı” işlevini giderek daha belirgin hale getiriyor.

Nitekim son iki hafta içinde kamuoyu üzerinden Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne “suçluları verin” mesajları yapmakla kalmamış, Genelkurmay Başkanı’nı görevinden almak yolunda işletilecek yasal prosedür üstünde çalışma yaptırdığını söyleyecek kadar kışkırtıcı davranabilmiştir.

Son olarak suç belgesindeki imzanın Albay Çiçek’e ait olduğu konusunda Adli Tıp’tan verilen raporun “kilidi çözeceğini” söyleyebilmiştir.

Albay Dursun Çiçek, bugün savcının çağrısına uyarak İstanbul’a gelecek.

Ne diyeceğini bir gün önce Hürriyet’ten Saygı Öztürk’e söylediklerinden tahmin edebiliyoruz:

“O belgeyi ben yazmadım. Altındaki imza da benim değil.”

Bakalım mahkeme ona mı, yoksa ıslak imzanın kilidi çözdüğüne karar veren Başbakan’a mı hak verecek!

Yarına inşallah!

İktidarın “açılım”ı 10 Kasım’da meclise getirmesi riskti.

Bu riskin boşuna alınmayacağını düşünenler açılım siyasetini somutlaştıracak bazı ciddi ve köklü adımları hükümetin kamuoyuna açıklayacağı ümidine kapıldılar.

Fakat yine dağ fare doğurdu.

Meclis incir çekirdeği doldurma tesisi gibi çalıştı dün. Muhalefetin katkısına muhtaç iktidar CHP ve MHP’yi milli değil bölgesel partiler olarak adlandırarak işini zorlaştırmıştır.

İçişleri Bakanı’nın sözleri, iki aydır dinlediğimiz gözyaşı teranesine hiçbir yeni unsur eklemedi. Niye acaba?

Çünkü Kandil ve İmralı’dan gelen “Operasyonlar durmalı, korucu sistemi lâğvedilmeli, Kürt dili ve kimliği anayasaya girmeli, af Öcalan’ı da içine almalı” mesajları anayasanın değiştirilemez maddeleri ile bağlı olduğunu ilân eden hükümetin göze alabileceği en uç açılımları bile anlamsız hale getiriyor.

Dünün 10 Kasım olması, meclisteki görüşmeleri farklı bir zemine çekti.

Umarız yarın yapılacak genel görüşmede hükümet, açılımın bir balon olmadığını kanıtlayacak projeleri halkın önüne koyar.

Açılımın başarısı, isteklerle imkânsızlıklar arasındaki uçurumun giderilmesine bağlıdır.

Bunun için iktidar DTP’ye daha fazla sorumluluk vermeye çalışmalıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR