HSYK’nın “kürsü yargıçları” kaynaklı olacağı vaat edilen üyeleri bugün seçilecek.
Seçim iktidarın hesaplarını boşa çıkaran bir sonuç vermezse Başbakan hani sık sık “Benim bakanım“ veya “benim valim“ filan der ya; “benim mahkemem“ diyebileceği günlere de çok yaklaşacaktır.
Özürlü demokrasilerde sandık ve seçim giren her yere daha önce ahlâksızlık giriyor.
Eski düzenin HSYK’sını kötüleyenler Adalet Bakanı ile Müsteşarı’nın kuruldaki varlığını gerekçe gösterirlerdi.
Şimdi onlara Müsteşar Yardımcısı ile Personel Genel Müdürü de katılacak.
Oysa hayal edilen şey demokratik bir yargıya ulaşmaktı. Kürsü hakimlerinin bu yapıda kilit rolü olacaktı.
Ama adaylara propaganda yasağı getirilerek başlayan ihlâller, bakanlığın çıkardığı aday listesi ile saygısızlığa, o listeye oy verilmesi için yapılan tehditkâr baskılar ve bağımsız adayları çekilmeye zorlayan şantajlar yüzünden açık bir tecavüze dönüşmüştür.
HSYK’nın düzeltilmeye muhtaç yerleri yok muydu? Vardı. Ama iktidar bu bahane ile toplumu kandırdı.
“Yağmurdan kaçarken doluya tutulma”nın ibretli tecrübesini yaşıyoruz.
Medyada bu yanılgının doğurduğu pişmanlıkların kendini göstermeye başlaması artık yarar getiremez.
İş işten geçmiştir.
YARSAV’a alternatif olarak kurulan Demokrat Yargı derneğinin özeleştiri dönemine erken girmesi, omuzlarına binen tarihi vebali hafifletmeyecektir.
Evetçi medyanın vicdan taşıyan bazı köşelerinden kandırılmaya dönük tepkiler duyulmaya başladı; bunların da bir yararı olmaz.
Bugünkü seçimde mucize bekleyemeyiz.
Artık yedi ay sonra yapılacak genel seçime bakmak, onun için kaygılanıp tedbir almak gerekir.
Hakim ve savcıların katıldıkları seçime bile bu kadar korkusuzca müdahale edebilen bir iktidar anlayışı halkın oy vereceği seçimde neler yapmaz?
Golü kim yedi?
Türkiye’de siyaset ortak çözümler üretme kabiliyetini kazanamıyor?
Bunun ilk sebebi güven krizi.
Hastalığın kaynağında fırsat düşkünlüğü yatıyor. Son örnek türbanla ilgili gelişmelerde yaşanıyor:
CHP lideri, üniversitede türban yasağının kaldırılmasını sağlayacak bir zemin yarattı biliyorsunuz.
İktidar CHP’nin bu desteğini hukuki bir çözümün kredisi olarak kullanacakken YÖK tahrikli oldu bittiler için harcadı.
Ardından Cumhurbaşkanı’nın 29 Ekim resepsiyonunu teke indirmesine tepkiler geldi. Sebep yine güven krizi idi.
CHP’de bir grup bu kararı AKP’nin “türbanı kamu alanına dayatma taktiği“ sayarak davete boykot önerdi.
CHP’de yaşanan bu sancı doğaldı.
Ama Başbakan yangına körükle gitti. Oysa tarafsız kamuoyunun ondan beklediği açıklama şuydu:
“Üniversitedeki yasağı kaldırmaktan başka bir hedefimiz yok. İlk ve ortaöğretim öğrencileri ile kamuda çalışanlara türban taktırmak gibi bir niyete asla sahip değiliz.”
Böyle bir güvence sorunu çözerdi.
Ama Başbakan dün “Cumhura ait hiçbir yer cumhura yasaklanamaz“ diyerek yangına körükle gitti.
CHP’deki türban karmaşasının yarattığı fırsatı kullanmak marifet mi?
Bizce değil. Çünkü bu fırsatçılık AKP’nin türbanı herkese taktırmak gizli niyetinin kanıtı sayılacak, üniversite için oluşmaya başlayan uzlaşmayı tekrar tehlikeye düşürecektir.

