Özgür vicdan mı? Siyasi vesayet mi?

Haberin Devamı

Seçim istikrar şartlarını geliştirdi ama böyle bir tablodan bile kriz çıkarmayı başardık. Pes bize!

“Temsil kabiliyeti yüksek” diye sevindiğimiz meclis bugün toplanacak.

Ama kaç kişiyle toplanacak, gelenlerin hepsi yemin edecek mi; belli değil.

Hatip Dicle’ye verilen milletvekili mazbatası iptal edildiği, seçilmiş 5 arkadaşlarının tutukluluk hâli kaldırılmadığı için BDP Meclis’i boykot edecek.

CHP’nin şu andaki kararı Meclis’e gitmek ama Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay bırakılmadıkları için yemin etmemek.

Kimse yeni dönemin bu kadar kötü başlamasına razı olmamalıdır. Aklın yolu bu olduğu için Başbakan’ın son anda bir çözüm önererek yemin törenini kurtaracağı tahminleri dolaşıyor.

Yargıtay Onursal C. Başsavcısı Sabih Kanadoğlu VATAN’a verdiği mülâkatta hep aynı hastalığa vurgu yaptı:

“Yargı eskiden de bağımsız değildi. Ama şimdi ondan da beter bir durum var!”

“Yargı bağımsız değilse siyasallaşır.”

“Bağımsız yargı yoksa hukuk devleti; hukuk devleti yoksa demokrasi yoktur.”

O sandalye boş kalmalı

Yaygın görüş şu: Siyasi karar alınıyor, özel yetkili mahkemeler uyguluyor!

Eğer ortaya çıkan krizin iktidara zarar vereceği görülürse, yargıdan kaynaklanan krizin tırmanmasına Başbakan müsaade etmeyecek, müdahale edecektir.

Hatip Dicle’nin dönüşü mümkün görünmüyor. Çünkü YSK’nın Dicle ile ilgili iptal kararı, seçimden önceki “tam kanunsuzluk” halini esas alıyor.

Hukukçular onun için “geri dönüş” anlamında bir kurtuluş formülü bulamıyorlar.

Hatta yanlış zamanda verilen bu doğru kararın bir büyük haksızlığı beraberinde getirdiğini de söyleyenler var.

Tanınmış anayasa hukuku profesörü Erdoğan Teziç “Bağımsız Dicle’nin milletvekilliği iptal edildiği zaman yeri boş kalmıştır. Oyu ve meclisteki sandalyesi başkasına verilemez” dedi.

Sabih Kanadoğlu da dünkü VATAN’da “Dicle’nin yerine başka adayın seçilme olanağı yoktur” diyordu.

Hatip Dicle yerine Meclis’e giren AKP adayını Başbakan’ın istifa ettireceğini kimse ummuyor ama tutukluluk kararları kalkmadığı için cezaevinde haber bekleyen 8 milletvekili için gelecek, daha iyi şeyler vaat ediyor.

Başkan işaret mi verdi?

HSYK Birinci Daire Başkanı İbrahim Okur, işaret fişeği de sayılabilecek bir değerlendirmede bulundu:

“Ben o dosyanın (tutuklu milletvekillerinin tahliye talebi) hâkimi olsaydım tahliyeden yana oy kullanırdım.”

Başkan Okur bu duruma rağmen mahkemelerin yanlış yapmadığını, çünkü hâkimlerin vicdani kanaatlerine göre karar oluşturduklarını söyledi.

Düşünmek lâzım:

Bütün mahkemelerin ret yönünde, yani tutukluluğa devamda birleşiyor olması, bu kadar tartışmalı bir meselede karar verme yetkisine sahip tüm hâkim ve savcıların aynı tercihte birleşmeleri garip değil mi?

Bu tablo özgür vicdanları mı yoksa siyaset güdümündeki bir bağımlılığı mı akla getiriyor?

Tutuklu milletvekillerinin tahliye taleplerine yönelik tutumu nedeniyle yargı önemli bir itibar ve güven kaybına uğramıştır. Bu sıkıntılar, yeni anayasa hazırlanırken hatırlanmalı ve yargıyı daha beter siyasi vesayet altına sokan yanlışlar düzeltilmelidir.

Bağımsız olmayan yargı pek imrenilecek bir şey değil ama “her şerde bir hayır vardır” diye bir atasözü vardır.

Bakarsınız sunduğu fırsat, krizi aşmakta Başbakan’ın işine yarayabilir!

DİĞER YENİ YAZILAR