Öteki okullar

Şiddet her gün başka bir biçimle karşımıza çıkıyor. Bir gün trende, ertesi gün bir stat tribününde..

Haberin Devamı

Şiddet her gün başka bir biçimle karşımıza çıkıyor. Bir gün trende, ertesi gün bir stat tribününde..

Herkes olaylara kendi büyüteci ile bakıyor ve çare öneriyor.

Dehşete dönüşen kapkaç terörünün, omuz atmanın bile cinayet sebebi olduğu bu tahammülsüzlük ve sevgisizliğin yığınsal göçlerle derinleşen yoksulluk batağında üreyen bir hastalık olduğunda birleşenler çare konusunda da kolayca birleşiyorlar.

Benim de dahil olduğum koronun dediği özetle şudur:

"Eğitim şart.. İşsizliği azaltmak için yatırım şart.."

Özal kabinesinin, sonuçlardan çok sebeplerle ilgilenen akıllı, erdemli ve yaratıcı bakanlarından biriydi Tınaz Titiz. Saman alevi başarılarla ilgilenen siyaset belki de bu yüzden onu dışlamıştır.

Tınaz Titiz gönderdiği mektupta soruyor:

"Eğitim şart ama hangi eğitim?"

Halk istiyor.. Lâf!
Titiz, Milli Eğitim'e 10 katrilyon lira verilip okul eksiği giderilse bile daha yaygın ve daha etkileyici bir okul olan TV'nin rekabeti karşısında hiçbir olumlu sonuç alınamayacağını iddia ediyor.

Gerçekten de birçoğu şiddeti özendiren, değerleri törpüleyen geri zekâlılık taklidi (veya eseri) dizileriyle; cinsel açlık giderici (veya çoğaltıcı) ve pazarlayıcı programlanyla; cehalet timsali para ve şöhret şımarıklarının sergilendiği magazinlerle televizyonlar başlı başına bir okuldur artık. TV'ler, eğitimin geleneksel kurumlan olan okul ve aile ikilisini bastıran bir etkinlik kazanmıştır.

Topluma, gençlere önerilen rol modelleri, kapkaç olaylarının da, tribündeki cinayetin de önde gelen sebebi değil mi?

Çelişkiye bakın ki bu yozlaştrıcı okulların büyük çoğunluğu "eğitimin şart olduğu" konusunda sürekli ahkâm kesen medya kuruluşlarınca işletilmektedir. Bahaneleri de "halk böyle istiyor.."

Evet, bu programlan isteyen bir kesim vardır ama bunlardan şikâyetçi olan, hatta nefret edenler de vardır. Ne var ki onların sesleri çıkmıyor.

İstemeyen bağırsın..
Tınaz Titiz'in önerisi "diğer halk'ın sesini çıkarması, bu tür yayınları izlemeyerek, reklâm vermeyerek ve örgütlenip eylemlerini yayarak itirazını açıkça ortaya koymasıdır.

Bağıran bir toplum olsaydı Türkiye'de örneğin şu tür mesajlar TV kuruluşlarına yağsaydı, yozlaştıran okullar bu kadar azıtmaz ve çoğalmazdı:

"Mankenlerin hangi futbolcuları nasıl avlamaya çalıştığını bilmek istemiyoruz.. Kimin kiminle yattığını merak etmiyoruz.. Yarışma programlarında halkın dilenciliğe özendirilmesini istemiyoruz.. Kabadayılığın, şiddetin yüceltilmesini, açık saçık tacizlerin şaka olarak sunulmasını istemiyoruz.. Bu düzeysizlikleri para kazanmak uğruna kurgulayan ve sergileyenlerin bir de erdem savunuculuğuna soyunmasını hazmedemiyoruz.."

Çocuklarını ve geleceğini koruyan bir toplum olmak istiyorsak seyircilikten oyun kurucu role hemen terfi etmek zorundayız.

DİĞER YENİ YAZILAR