Öteki belge

Haberin Devamı

Yedi yıllık bir iktidarın sisteme muhalefet etmesi ve düzenin mağduru görünmesi akıl dışı bir durumdur.

Ama güzel ülkemiz bu konuda da benzersiz.

Başbakan Erdoğan Cumhuriyet Bayramı mesajında “Türkiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak ebediyen yaşayacak” diyordu.

Anayasa Mahkemesi’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğu gerekçesiyle mahkûm ettiği AKP, iktidar koltuğunda oturmaya devam ederken bu nasıl olacak?

Türkiye’nin en büyük zorluğu işte burada. Büyük güven boşluğu var.

Ama korkarız ki iktidar işine yaradığını düşündüğü için bu boşluğu gidermekten uzak duracaktır.

Albay Dursun Çiçek’in ıslak imzasının bulunduğu öne sürülen belge eşliğinde savcılığa ulaştırılan “Bilgi Destek Çalışması” başlıklı bir belge daha var.

O belgede 2007 seçimlerinin sonuçları ışığında yapılmış tahliller ve önermeler yer alıyor. Belge baştan aşağıya TSK’nın iktidara beslediği güvensizliğin ne kadar endişe verici boyutlara ulaşmış olduğunu anlatıyor.

Belgeye göre seçim sonrası dönem “cumhuriyetin ve milletimizin temel değerlerinin aşındırılmasına yönelik bir süreci başlatma tehlikesini” getirecektir.

Güven sıfıra inmiş...

TSK’da gayri memnun bir zümre yaratılmaya çalışılarak düşmanlık yapıldığı tespitini yapan belge AKP’nin temel konulardaki TSK hassasiyetlerini dahi dikkate almadığından bahisle vahim bir açmaza işaret ediyor:

“Esas mesele, ılımlı İslâm olarak nitelendirilen yeni devlet düzeni içinde cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı TSK’nin, kendisine nasıl bir yer bulabileceği ve burada nasıl barınabileceğidir.”

Türk halkının büyük bir çoğunluğu şu anda “ne darbe ne irtica” diyor.

TSK içinde bir cunta varsa bunun açığa çıkarılması ve darbeci eğilimleri caydıracak biçimde cezalandırılması, ülkenin selâmetini düşünen herkesin dileği.

Ama bu hedef ancak hukuk devleti kurallarının düzgün işlediği bir yerde gerçekleşebilir. Türkiye’de kamuoyunu kışkırtma ve yanıltma temelinde yürütülen büyük bir “halk mahkemesi” düzeni işletiliyor adeta.

Bunu nasıl önleyeceğiz?

Öncelikle iktidarın, yargı üstünde yaratılan baskıları durdurup adil bir yargı sürecinin önünü açması gerekiyor.

Ve tabii böyle bir adım, askerlerden kaynaklanan çok kârlı mağduriyet propagandasından AKP’nin vazgeçmesi şartını getiriyor.

Nasıl inanacağız?

Aslında bu adımda geç bile kalındı.

AKP’nin ahlâki sorumluluğu, darbe tehlikesi varsa buna cesaretle karşı koymak ama Silâhlı Kuvvetler’i kurum olarak şüphelerin ve iddiaların odağına koymamaktır.

Eğer iktidar askerlere “irtica ve bölücülüğe karşı mücadele sizin göreviniz değil, vazgeçin” fikrini kabul ettirmeye çalışıyorsa bunun sonu sadece çatışma değil, gücünü tüketmiş istikrarsız bir Türkiye’dir.

AKP orijinal denilen belge ekinde gönderilen o raporu kınasın isterse ama kendisine yönelen eleştirileri de okuyup değerlendirmekten uzak durmasın.

Başbakan’ın laik cumhuriyete bağlılık sözlerini “bayramlık lâf” olarak dinleyip geçiyoruz. Çünkü o sözler söyleniş biçimi nedeniyle inandırıcı gelmiyor ve güven hissi uyandırmıyor.

Tayyip Erdoğan bayram mesajındaki laik cumhuriyetin sonsuza kadar yaşayacağına dair sözlerini bir “Ulusa Sesleniş” programında kitaba el basarak söylese, eminim ki gerginlik bir anda yarıya iner. Güven duygusu bütün ülkeyi kucaklar.

Tuhaf ama böyle!..

DİĞER YENİ YAZILAR