Orta yol var

Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı, türbanlı bir sanığı mahkeme salonundan çıkardı. Siyasetçiler sömürü gıdalarını almak için bu kararın üstüne atlamaya vakit bulmadan Yargıtay Başkanı Özkaya, 4. Ceza Dairesi Başkanı İnan'a sahip çıktı

Haberin Devamı

Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı, türbanlı bir sanığı mahkeme salonundan çıkardı.

Siyasetçiler sömürü gıdalarını almak için bu kararın üstüne atlamaya vakit bulmadan Yargıtay Başkanı Özkaya, 4. Ceza Dairesi Başkanı İnan'a sahip çıktı.

"Türbana hayır" kararının doğru bir karar olduğunu söyledi.

Çünkü Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay ile Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi kararları türbanı, ayırımcılık yaratan dinsel ve siyasal bir simge sayıyor ve kamusal alanda kullanılmasına izin vermiyor.

Başkan Özkaya, Yargıtay'ın bu meseledeki tavrını açıkça ortaya koymak suretiyle mahkemeleri de "kamusal alan" tarifi içine dahil etmiş oldu.

Bayram resepsiyonu nedeniyle Çankaya ve eskiden beri üniversiteler zemininde tartışılan kamusal alan kavramı mahkemeleri de içine aldığına göre türban sorunu daha çetrefil hale gelmiş ve çözümü kamu düzeni bakımından daha acil bir ihtiyaç durumuna yükselmiştir.

Anarşi olmasın
Yargıtay Başkanı, hukukun mabedi sayılan mahkeme salonlarında "yasalar uygulanmasın" denilemeyeceğini söylüyor.

Haklı ama ülke realitesi başka bir haklı soruyu gündeme getiriyor:

İnsan mahkemeye ya şikâyetçi olarak hak aramaya gider veya sanık olarak götürülür.

Türban takan bir vatandaş mağdursa şikâyet hakkını, sanıksa savunma hakkını kullanamayacak mı?

Yargıtay Başkanı'na göre bir türbanlı hasta olarak hastaneye, mükellef olarak vergi dairesine girebilir ama mahkemeye giremez!

Çünkü... 'Yargı, yasalar içinde hareket eder.." Mahkemelerde bile uyulmayan yasa ve hukuk kurallarının başka bir kamusal alanda uygulanması imkânsız olur ve o zaman da anarşi doğar.

Adalete ayrıcalık
Yargıtay Başkanı'nın çözüm önerisi şudur: "Yasaların uygulanmamasını istemek doğru değildir. Toplumsal gelişmeler hukuku yetersiz kılıyorsa yasalar değiştirilir.."

Demesi kolay ama yerine getirilmesi neredeyse imkânsız bir öneridir bu.

Türkiye, rejimin laik karakteri ile halkın inancına bağlı gerçekleri uzlaştıran bir çözüm yolunu açmak zorundadır.

Meselâ mahkemelerin savunmayı temsil eden avukatlar da dahil yargı bölümünü kamu alanı sayıp, şikâyetçi ve sanık vatandaşların yer aldığı bölümü kamu alanı tanımına dahil etmemek, bir çözüm olamaz mı?

Halkın inancına saygı gösterirken kendi laik niteliğini koruyan bir devlet, adalet hizmetini halkın bir kesiminden esirgeyen devletten daha çağdaş olmaz mı?

DİĞER YENİ YAZILAR