One minute..

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan IMF toplantısında da “one minute” çıkışı yaptı.

Dünyanın bir bölümü sınırsız biçimde tüketirken diğer bir bölümünün aç ve açık hayatta kalma mücadelesi verdiğini hatırlatan Tayyip Erdoğan, birkaç yüz metre uzaktaki Beyoğlu’nu savaş alanına çeviren gösterilere dikkat çekerek şöyle dedi:

“Dünyadan yükselen çığlığa, taleplere ve şu salonun dışında devam eden protestolara da kulak vermemiz gerekir.”

Ana muhalefet partisi lideri Deniz Baykal da aynı saatlerde Ankara’da, küresel çaplı adaletsizliğin ülke ölçekli en çarpıcı örneğinin Türkiye olduğunu anlatıyor ve suçlusu olarak da AKP iktidarını işaret ediyordu.

Baykal, sanayileşme ve büyüme için çok elverişli bir zaman diliminin nasıl israf edildiğini ve bu başarısızlığın çıkardığı işsizlik, küçülme ve yoksullaşma faturalarını anlatırken son zamanlarda yüz yüze geldiğimiz acıklı manzaraları da sayıp döküyordu:

Böbreğini satan köylüler ve günde tek öğün bile yiyemedikleri için derste bayılan üniversite öğrencileri...

Olumsuz gidiş yalnız ekonomide, işsizlikte yoksulluğun yayılıp derinleşmesinde mi?

Hayır, Baykal dışarda AB projesinin tıkanıp kaldığını, içerde Kürt açılımı ile birliğin tehlikeye sokulduğunu söylüyordu.

En önemli soruyu en sona bırakmıştı:

“AKP iktidarının yedinci yılını tamamladığımız şu noktada Türkiye demokrasi, insan hakları ve özgürlükler bakımından 7 yıl öncesine göre daha iyiye gitmiş midir, gitmemiş midir?”

Eğer bir ülkede gazeteci, kahraman olmak her türlü tehlikeyi, tehdidi göze almak zorunda ise o ülkede basın özgürlüğü yok demektir.

Türkiye bu yönden geri gitmiştir!

Bir doğru tespit daha:

Eğer basın özgürlüğü bizzat gazeteyi çıkaranların yüreğine korku salarak denetlenir hale gelmişse tehlike en üst düzeye çıkmış demektir.

Aydın Doğan için yaptığı Al Capone benzetmesini Başbakan, hiçbir özgür vicdana kabul ettiremez.

Kendi vicdanından yükseldiğine inandığım “one minute” itirazına nasıl direniyor, çok merak ediyorum!

Anlayan var mı?

Kuran kurslarındaki yaş sınırını 5’inci sınıfa indiren yasayı Danıştay iptal isteğiyle Anayasa Mahkemesi’ne göndermişti.

Yüksek mahkeme bu talebi 8 Ekim günü ele alacak.

Peki iki-üç gün daha beklemek varken hükümetin yaş sınırını 4’üncü, hatta 3’üncü sınıfa indirme hamlesi yapmasını nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Çocuğun Kuran eğitimi almadan önce belli bir bilince ulaşması, ruh sağlığı açısından çok gerekli.

Sorumlu iktidarlar böyle talepler geldiğinde soruna çocukları koruma kaygısı ile yaklaşırlar. Din sömürüsü yaparak anne ve babalarının oylarına tamah etmezler.

Herhalde ortada siyasi bir oyun var.

Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin AKP ile ilgili kapatma davası kararına bakanlar yüksek mahkemenin ne diyeceğini kolaylıkla tahmin edebilirler.

Çünkü gerekçeli kararda AKP’nin mahkûmiyetini hazırlayan üç neden var:

1. Üniversitede baş örtüsü yasağı;

2. Kuran kurslarına yaş kısıtlaması;

3. İmam hatiplere uygulanan katsayının kaldırılması çalışmaları.

AKP mahkûm olduktan sonra imam hatiplerle ilgili vaadini gerçekleştirdi ve şimdi Kuran kursları için hamle yaptı.

Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç kararı açıklarken bunun AKP için “ciddi bir ihtar” olduğunu söylemişti.

İktidar ne yapmak istiyor?

Acaba Anayasa Mahkemesi’ne meydan mı okuyor?

DİĞER YENİ YAZILAR