Önce güvence

Haberin Devamı

Bıraktığım gündem döndüğümde aynen duruyordu. Siyasi ilişkilerin temel sorununu güvensizlik oluşturuyor!

Bu yüzden sorunlar çözülemiyor. Sadece biçim değiştiriyor.

Üstelik “pis numara“lara alet edildikleri için daha çözümsüz hallere dönüşüyor.

Referandum sonrası hava, türban sorunu üstünde nihayet bir uzlaşmanın sağlanacağı umudunu uyandırıyordu.

Bu ümit özellikle CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyaseti türban ipoteğinden kurtarmak konusundaki kararlı görüntüsü sayesinde doğmuştu.

Herkes yakın bir gelecekte iktidar ve ana muhalefet temsilcilerinin uzlaşacakları bir yasa çerçevesinde çözüme yürüyeceklerini beklerken YÖK’ün pişmiş aşa su katan müdahalesi geldi:

İstanbul Üniversitesi’nde şapka takan bir öğrencinin sınıftan çıkarılmasına YÖK’ün itirazı “oldu-bitti” tarzı bir çözümün denenmesiydi adeta.

YÖK Başkanı Prof. Özcan şöyle bir uyarı yapıyordu:

“Hiçbir öğrenci disiplin yönetmeliğine aykırı durumu nedeniyle sınıftan çıkarılamaz. Aksini yapan öğretim üyesi cezalandırılır!”

Yeni istismar kapıları

Prof. Yusuf Ziya Özcan bu yazının türbanla değil şapka ile ilgili olduğunu söyledi ama hemen sonra ağzından kaçırdığı sözler meselenin türbana dayanacağını açıkça ortaya koydu:

“Başka üniversitelerde de benzer olaylar olursa aynı yazıyı onlara da yollarız.”

Pek çok üniversitede türban yasağının zaten fiilen ortadan kalkmış durumda olduğu söyleniyor.

Doğrudur ama fiilen kalktığı belirtilen yasak, yüksek yargı kurumları tarafından alınmış ve AİHM tarafından da onaylanmış kararlardır.

Referandumla ulaşılan hedef, hukuk düzeninin battığı bir yer mi olacak?

Hukuku dolanmak, mahkeme kararlarını yok saymak asla bir çözüm yöntemi olarak görülmemelidir.

Yeter artık; siyasi yaşamımız türban üstünden yürütülen haksız rekabetten temelli kurtarılmalıdır.

Ama bunu yaparken daha beter istismar kapıları da açılmamalıdır.

Çünkü bu alanda ciddi tehlikeler bekliyor bizi. O nedenle AKP ve CHP kurmayları türban yasağının koruduğu kabul edilen değerlere öncelikle güvenceler inşa etmek zorundadırlar.

İktidarın “önce yasak kalksın, sonra duruma göre icabına bakarız” havasında olduğu görülüyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik dün çözüm diye şunu öneriyordu:

“Bir yasal düzenleme yapılabilir. Bu yasal düzenlemeyi CHP Anayasa Mahkemesi’ne götürmezse yeter!”

Görünür tehlikeler...

Hiçbir demokrasi bu kadar “münasebetsiz” bir öneriye sahne olmamıştır herhalde.

Gerektiğine inandığı her durumda CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi kendisi için hak olmanın ötesinde sorumluluğudur.

Muhalefete “görevini yapma” çağrısı işbirliği değil suç ortaklığı yaratır ve hiçbir derde çözüm getirmez.

Sigorta edilmemiş bir yasak kaldırma kararının başımıza ne sorunlar açacağını hepimiz biliyoruz:

İlk aşamada başları açık kız öğrenciler üstünde “örtün baskısı” başlayacaktır.

Bu baskının talep ettiği tehditkâr güç ihtiyacı, erkek öğrencileri de uzun bir aradan sonra kargaşa sahnesine çekebilecektir.

“İnanç gereği” örtündüğünü söyleyenlere çarşaflılar da katılabilecektir.

Örtünerek okuma hakkından yararlananlar yarın kamuda “inandıkları gibi giyinerek” çalışmak isteyeceklerdir.

İyisi mi bugünden tezi yok iktidar ve ana muhalefet temsilcileri bir araya gelerek bu tehlikelere karşı güvenceler oluşturmaya bakmalıdır.

Üniversitelere tekrar anarşi sokmayalım.

Samimiyet sınavı başlıyor!

DİĞER YENİ YAZILAR