Türkiye üç yıl iyi gitti ve itibar kazandı. Fakat son zamanlarda risk faktörleri tırmanış gösteriyor.
Çünkü cumhuriyete, hukuka, demokrasiye bağlılığı ve yolsuzluklara karşı duyarlılığı konularında AKP iktidarı zaten var olan şüpheleri haklı çıkarmaya başlamıştır.
Aslında hep vardı da çoğumuz, iktidara teşvik edici olsun diye bu şüpheleri bastırmaya çalışıyorduk. Ama yararlanamadılar.
Laiklik ekseninde yapılan "inanan-inanmayan" ayrımı ve bu sorumsuzluğun üreteceği toplumsal ve siyasi cepheleşme, iktidarın geleceğe dönük en büyük vebali olacaktır.
Niçin? Çankaya'yı elde etmek, bir seçim zaferi daha kazanmak için mi?
Dün turizm cenneti Ölüdeniz'in Belediye Başkanı Keramettin Yılmaz "Ölüdeniz plajlarında çarşafla, haşema ile (İslâmî erkek mayosu) denize giren olmaz" diyordu.
Özellikle akşam verilen resmi davetlerdeki abartılı görüntüler nedeniyle Ankara her gün biraz daha Arap başkentlerine benzemeye başladı.
Şu andaki gidiş, AKP'deki bir kesimin Cumhurbaşkanı seçimini "Türbanın unvan maçı" inadına sürükleyeceğini gösteriyor.
Ölüdeniz'de haşema olmayacak ama Çankaya'da türban olacak!
Böyle bir tablo, türbanı ideolojik amaçla takmayanlar da dahil topluma kendini iyi hissettirecek mi?
Başbakan Erdoğan, Çankaya'ya çıkmak için göze alacağı risklerin, kendisini hangi bedelleri ödemiş ve bu yüzden ne duruma düşmüş bir Türkiye'nin Cumhurbaşkanı yapacağını iyi hesap etmelidir.
Bu hesabı bizden önce yabancılar yapıyor. Meselâ Washington Times gazetesi, Türkiye'deki istikrarsızlık potansiyelinin Yunan politikacıları korkuttuğunu yazdı.
Yunanlılar, AKP ile laik güçler arasında çatışma tırmanırsa bundan kendilerinin de zarar göreceğini düşünüyor. Doğrudur.
İstikrarlı hükümetler varken Türk-Yunan ilişkileri iyi gidiyor, istikrarsızlık doğduğunda siyasetçiler halkı uyutmak için dış ilişkilerde gerginliğe oynuyor.
Başbakan Erdoğan, kararının Türkiye'den çok daha büyük bir coğrafyanın hayatını etkileyeceğini bilerek hareket eder umarız.
Çıldırdık mı biz?
Başlığa çıkardığım bu soruyu son zamanlarda kendi kendime daha çok sormaya başladım.
Çünkü özellikle çocuklarımıza yönelik eğitim ve terbiye anlayışımız, sevgi ve sorumluluk duygusu ile hareket eden gelişmiş toplumlarınkine benzemiyor. Canavarını kendi eliyle yaratıp büyüten Dr. Frankeştayn'a daha çok benziyor.
Çocuklarını silâh fuarına götüren babalar, bugünkü manşete yansıyan sözümüz sizedir!
Çocuklarınızı bir tatil gününde götürecek başka yer mi bulamadınız? Haydi, müze, sergi, konser düşünmeye daha birkaç kuşak zaman var ama kırı da mı düşünemediniz?
Organizatörler, size daha büyük teessüf!
Gelişmiş toplumlar, silâh alma yaşını idrak etmemiş kişileri bu sergilere sokuyor mu? Bu toplumun kendini savunmaktaki aczini ticari çıkar uğruna sömürmek vicdanınızı hiç sızlatmıyor mu?
Ülkenin mülkî idarecileri, size de bir çift sözümüz var; Bu ülkeyi av sahası gibi kullanan silâh tüccarlarına karşı çocukları korumak göreviniz değil mi? Bu ülke bu kadar sahipsiz mi?
Devamsızlık yüzünden sınıfta kalan on öğrenci dün Diyarbakır'da okulu basarak müdürün burnunu kırmış.
Çocuklar yanlış yolda olduğumuzu ellerinden geldiği kadar anlatıyor ama biz anlayamıyoruz!
Ölüdeniz - Çankaya
Türkiye üç yıl iyi gitti ve itibar kazandı. Fakat son zamanlarda risk faktörleri tırmanış gösteriyor...
Haberin Devamı

