Cumhurbaşkanı’nı seçmek, yeterli çoğunluğa fazlasıyla sahip iktidar partisinin elbette hakkıdır.
Kimsenin buna itirazı yok. Çünkü birinci teşebbüste Gül’ün önüne çıkarılan engeller 22 Temmuz’da ortadan kalkmış, meclisin hem temsil zaafiyeti hem de eskimişliği ile ilgili itirazlar geçerliliğini kaybetmiştir.
Abdullah Gül dün adaylık başvurusunu yaptıktan sonra bu adımı seçim meydanlarında seçmene verdikleri sözü tutmak adına attıklarını birkaç kez tekrarladı.
Bu izahın hiç inandırıcılığı yoktur. Başbakan’ın uzlaşma ile aday belirleyecekleri vaadi tutulmamıştır ve “seçmene söz vermiştik” özrü rövanş peşinde koşanlar dışında kimseyi tatmin etmeyecektir.
“Cumhurbaşkanı Gül”ün gerginlik kaynağı olacağına dair sebep, sadece eşinin türbanlı oluşu değildir. Ona seçim meydanlarındaki “dindar cumhurbaşkanı seçtirmediler” fitnesini de eklemek lâzım.
Bizim demokrasi...
Başbakan, seçim zaferine rağmen Çankaya için uzlaşma arayacağını vaat ederken başarısını ülke hesabına en yüksek faydayı üretmek amacında değerlendireceğini düşündürmüştü.
Keşke başarabilseydi. Çünkü öyle bir tercih, gelişmiş Batı demokrasilerini imrenme dönemimizin kapandığını ve artık o disiplin ve hoşgörüden yararlanmaya başladığımızı gösterecekti.
Maalesef olmadı. AKP bir kitle partisi gibi değil de ideolojik bir misyon partisi gibi davranmayı tercih etti.
Bu onların hakkı olabilir ama sorumluluklarını artırmıştır. Çünkü ana muhalefet partisinin “cumhuriyetin temel değerleriyle barışık olmadığı” gerekçesiyle Gül’e itirazı vardır.
Gül, askerlerin de cumhurbaşkanı tarifine uymuyor.
Başbakan Erdoğan, Gül’e yönelik muhalefeti, hak vermese bile dikkate almaya kendini mecbur hissettiğini uzun süre tutumu ile belli etmiş, fakat sonra sanki kendisinin de üstünde bir lideri varmış gibi adeta devreden çıkmıştır.
Ne yapalım; demokrasiye inanıyorsak beğenmesek bile iktidar çoğunluğunun iradesini kabul etmeye mecburuz.
Krediyi kullanacak
Askerin, cumhuriyet değerlerine sözde değil özde bağlı birini Çankaya’da görme arzusu herhalde AKP’ye oy verenler arasında bile az değildir.
Gül bu beklentiyi cevaplayamadığını biliyor. Dünkü açıklamaları bunu gösterdi. Cumhuriyetin öteki özellikleri yanında laiklik ilkesini de koruyup güçlendireceğine birkaç defa vurguda bulundu.
Bundan kimsenin şüphe duymamasını, kendisine güvenilmesini isterken tarafsız ve birleştirici olacağı, ayrıca bütün kurumların hassasiyetlerine saygı göstereceği konusunda garantiler verdi.
Demokrasinin bize yüklediği görev Gül’e kredi tanımaktır. Onun görevi de bizim gibi şüpheci izleyicileri, sözlerini tutarak kazanmaya çalışmaktır.
Artık ok yaydan çıktı. Gerilim üreten şüphelerin gerçek olmayabileceği ihtimaline şans tanımak için sabır göstermek lâzım.
Abdullah Gül bir siyasetçidir. Siyasetçi yükselme fırsatlarını kullanırken yanlış şeyler yapabilir. Ama Cumhurbaşkanlığı zirvedir. Daha yukarısı olmadığı için oraya çıkan kişi devlet adamı olur.
Umarız Gül de olur!
Ok, yay ve Gül
Haberin Devamı

