Bazıları Obama’nın Türkiye’de mavi boncuk dağıtarak kolay bir başarı kovaladığını söylüyor.
Haksız bir değerlendirme...
Obama tam tersine riskler almıştır.
Laik rejime yönelik vurguları önemlidir.
Atatürk ve Türkiye’nin laik rejimi Amerika’daki yönetim değişikliğiyle beraber yeniden desteğe kavuşmuştur. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ziyaretinde, protokol gerektirmiyorken Anıtkabir’e gitmesi ilk işaretti.
Başkan Obama, bu vurguyu adeta “günah çıkarma” ayinine dönüştürmüştür.
Bir okurumun deyimi ile “Laik ve demokratik bir ülke olduğumuzu unutmaya başlamıştık. Geldi ve hatırlattı; kendisine teşekkür ederiz..”
Çoğu çıkar bağlantılı tiplerin saldırganlığı bizi son zamanlarda adeta “ya demokrasi ya laiklik” seçimi yapmaya zorluyordu.
Obama, bir yakın tarih öğretmeni gibi Atatürk, laiklik ve demokrasi nedir, herkesin anlayacağı şekilde anlattı burada.
Anıtkabir defterine yazdığı sözler kuru övgü değil, büyük bir devletin daha önce yaptığı yanlışı düzeltme manevrasıdır.
Ilımlı İslâm modeli, Bush döneminin sömürgeci kafalı teorisyenleri tarafından icat edilmiş bir ucube idi. Orada Atatürk’ü ve laik demokrasiyi kötüleme günahı vardı.
Yanlış fark edilmiş ve Obama tarafından Atatürk’ün hakkı teslim edilmiştir:
“Vizyonu, kararlılığı ve cesaretiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni demokrasiye yönelten ve mirası tüm dünyaya kuşaklar boyunca ilham vermeye devam eden Kemal Atatürk’e saygılarımı sunmak, benim için onurdur.”
Amerikalı olmayan dünya vatandaşlarının bile umut bağladıkları adam “Atatürk’e saygı sunmak onurdur” diyor.
Peki bu durumda Atatürk’e saygısızlık edenlere ne diyeceğiz?
Yabancı ise, Türkiye tarihini ve Atatürk’ü bilmiyorsa “kör” diyebiliriz.
Ama yaşamlarını onun yaratıcı kahramanlığına borçlu oldukları halde saygısızlık edenlere “kör” diyemeyiz.
Onlar nankördür!
Ah monşerler...
Hariciyecileri “monşer” diye lüzumsuzluğa mahkûm eden Başbakan hatasını anladı mı?
Obama onun hakkında “Liderliğinden çok etkilendim” filân dedi ama inanmasın.
Böyle iltifatlar sıradandır.
Londra’dan Almanya’daki NATO Zirvesi’ne “one minute” diye müdahale edip Danimarka Başbakanı Rasmussen’e itiraz etmesi, cehaletti.
“Dünyaya deklare edilmiş bir itiraz”ın tuttuğunu koparacağını zannetti ama öyle olmadı. Davos’taki “one minute” vurgunu burada geri tepmiş, pek çok Batılı medyaya göre Türkiye kendi ayağına ateş etmiştir.
Sonunda Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olmasına Türkiye baskı altında “evet” demiş, karşılığında elde ettiğini sandığı taahhütler de uçup gitmiştir.
Buna rağmen Türkiye kaybetmeye devam ediyor.
Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner AB üyeliğimizi destekleyen bir istisna idi Sarkozy’ye rağmen.
Ama Erdoğan’ın Müslüman dünyasına yatırım yapma niyeti ile ihtilaf çıkardığı şüphesi doğduğu için Fransız Bakan “Türkiye’nin AB üyeliğini artık desteklemiyorum. Türkiye’nin daha İslâmî bir yönde ilerlemesi ve laikliğin zayıflaması beni endişelendiriyor” dedi.
Başbakan monşerleri özür dileyerek hemen geri çağırmalıdır.
Çünkü monşerler “one minute” itirazının sahnede değil kapalı kapılar arkasında yapılması gerektiğini söylerler ve onu bu yenilgiden korurlardı!

