O ruh ölmez!

Haberin Devamı

Başbakan TRT’ye verdiği mülâkatta, siciline kayıtlı yanlışlara yenilerini ekledi.

Doğru şeyler de söyledi tabii ama onlar eğrilerin altında kaldı!

“Demokratik açılım”la ilgili ön görüşmenin 10 Kasım’a denk getirilmesinde kasıt arayanlara Başbakan’ın verdiği “Ölenle ölmeyiz” cevabı bir skandaldır.

Tabii ki ölenle ölünmez; ama Tayyip Erdoğan’ın da 10 Kasım’ların artık bir ölüm yıldönümünden daha fazla bir şey olduğunu bilmesi gerekir.

Atatürk 128 yaşında hâlâ yaşıyor olamayacağına göre bugün elbette matem tutacak değiliz.

Zaten ihtiyacımız olan şey matem tutmak değil onu hatırlamak, temsil ettiği ruh ve heyecanı yeniden yaşamımıza kazandırmaktır. Cumhuriyet’in on yılda on beş milyon genç yaratan mucizevi ruhu tersini söyleyenler olsa da ölmüş olamaz.

Sadece yaralı, yorgun ve kırgındır, onu uyandıracağız!

“Kürt açılımı” ile ilgili çabaların ülke bütünlüğüne yönelik yeni sorunlar getireceğinden endişelenen büyük bir toplum kesimi var.

Böyle bir konunun meclis gündemine Türkiye’nin birlik ve bütünlük simgesi olan Atatürk’ün ölüm gününe denk getirilmesini hayra yormayan vatandaşların hassasiyetine iktidar partisi saygı göstermeliydi.

AKP bunu yapmayarak Atatürk’ün manevi hatırasına ve ona bağlılık duyan millete karşı saygısızlık etmiştir.

“Kürt açılımı” bir gün önce veya bir gün sonra verilse ne olurdu?

İktidar bu soruya kendini bağışlatacak bir cevap bulamaz!

Bak şu gâvurlara..

“Müslüman soykırım yapmaz” sözü de kökten dinci her kanlı eylemin ardından Başbakan Erdoğan’ı hatırlatacaktır.

Erdoğan üstelik bu anlamsız sözü, son yılların en acımasız katliamından hüküm giymiş bir kanlı diktatörü, Sudan Devlet Başkanı El Beşir’i korumak uğruna sarf etmiştir.

Başbakan Darfur’daki 300 bin insanı öldürenin, New York’taki ikiz kuleleri dört bin insana mezar edenlerin ve Halepçe’de kimyasal katliam yapan Saddam’ın hangi dine mensup olduğunu da açıklayıp Müslümanlar üstündeki iftira bulutlarını bir zahmet dağıtıvermelidir!

Erdoğan “etnik, bölgesel ve dinsel milliyetçilik” çıkmazlarını sık sık kırmızı çizgileri olarak tekrarlayıp durur ya; El Beşir’i korumak uğruna göze aldığı savunma, aslında bir laiklik ihlâlidir.

Çünkü din insanları iyi ahlâka özendirir ama hiçbir zaman bunu garanti edemez.

Nereden nereye...

Bir süreden beri Başbakan TSK’ya karşı radikal müdahalelere teşvik ve tahrik ediliyor.

İki gün önce bir üniversite hocası “Turgut Özal olsaydı komuta kademesini görevden alırdı” diyerek Tayyip Erdoğan’a taş attı.

O toplantıda bir tepki vermeyen Başbakan TV röportajında böyle bir imkânın var olup olmadığını araştırdığını açığa vuran şeyler söyledi.

Konuşmalarından sanki askeri yargıdan geri döneceğini anladığı için böyle bir işleme başvurmaktan uzak durduğu sonucu çıktı.

Pardon bir sebep daha:

“Duygusallığa yer yok. Bir söz piyasaların çökmesine sebep olabiliyor!”

Gördüğünüz gibi AKP’nin darbe vehimleri üreterek “asker mağduru” görünüp oy avcılığı yapmakta aşırıya gitmesi, artık bedel ödeten bir sorumsuzluktur.

“Allah çarpar” korkusunun yerini yavaş yavaş “Borsa düşer” korkusu alıyor.

Bunu dünyevileşme, laikleşme yolunda bir ilerleme sayabilir miyiz?!

Daha gerçek kazanımları hak etmek istiyorsak Atatürk’ü çocuklarımıza daha iyi anlatmalıyız. Ruhu şad olsun..

DİĞER YENİ YAZILAR