O gün geliyor mu?

Haberin Devamı

Baykal’ın şüpheleri dileriz doğru çıkmaz. Aksi halde psikolojik harp halkı enkaz haline getirecek!

CHP lideri dün uyarıda bulundu.

Gündemi kâbusa çeviren “esrarengiz belge”nin uzayda kaybolan göktaşlarına benzemesi tehlikesi belirmiştir çünkü.

Haksızlık, toplumun yalanlarla bunaltıldığı noktaya dayanmışsa, orada “ateşkes” benzeri bir anlaşma olamaz, olmamalı.

Sinir savaşının doğurduğu gerginliğe son verip rahat etmek burada haramdır.

Çünkü kamuoyuna tuzak kuranları takipsiz bırakmak, toplumu kolay bir av, ülkeyi de av sahası haline sokar.

Deniz Baykal’ın dünkü konuşması bu bakımdan önem taşıyor.

Ülke gündemini saptıran belgenin on üçüncü günündeyiz.

İlk gün Başbakan “iktidara karşı komplo demokrasiye karşı tertip” diyerek dünyayı ayağa kaldırmış, suç duyurusu yapsınlar diye partisinin yöneticilerini savcıya göndermişti.

Sonra bir baktık, AB ülkeleri büyükelçilerine hitap ederken “darbe belgesi”nin Türkiye’yi etkilemediğini söylüyor ve “Kurumlar partiler, hepimiz tek yüreğiz. Demokrasi anlayışı etrafında bir ve beraberiz” diyor.

Sanki bu kötülük belgesi hayırlara vesile olmuş, Türkiye’nin rejim ve kurumları özel olarak düzenlenmiş bu demokrasi testinden tam not alarak çıkmıştır!

Deniz Baykal bu masala inanmadığını belirterek Başbakan’ın söz ettiği “yukarıdaki uyum”un nasıl olup da gerçekleştiğinin açıklanmasını istedi.

Haklıdır. Tartışmayı söndürmek için soruşturmayı tavsatmak eğer Baykal’ın şüphelendiği gibi bir taktikse buna herkesten önce Genelkurmay Başkanı Başbuğ itiraz etmelidir.

Saldırılar duracaksa, orijinal belge bulunamadığı için duracaktır. Onun bir anlamı da TSK’ya saldırmak için sahte belge üretildiğidir. Öyle bir ihtimalin müeyyidesini Orgeneral Başbuğ söylemişti:

“Belge doğru değilse ne olacağını o zaman görürsünüz!”

Bu bir tehdit değil taahhüttür.

Geri alınmamalı, TSK’ya iftira atmanın caydırıcı bir bedeli olmalıdır.

Bir sürü Zahid Akman

İktidarın bürokraside köklü bir sistem değişikliğine hazırlandığı bildiriliyor.

Bürokrasi “yürütme memurluğu” ve “devlet memurluğu” olarak iki parçalı yapıya dönüşecek, müsteşar, müsteşar yardımcısı genel müdür ve üst kurul üyeleri memur statüsünden çıkarılıp “yürütme memuru” statüsüne sokulacaklarmış.

Yürütme memurları Amerika’da olduğu gibi iktidarlarla gelip, onlarla gideceklermiş.

Devlet memurlarının alınış ve terfi edişleri de yeni esaslara tabi olacakmış.

Proje Çalışma Bakanı Ömer Dinçer’e emanet durumda.

Bunun ne anlama geldiğini anlamak için bir hatırlatma yapmamız gerekiyor:

Dinçer’i Başbakan Erdoğan önce müsteşarı yaptı, sonra milletvekili seçtirip son kabine değişikliğinde Çalışma Bakanlığı’na getirdi.

Dinçer “Laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” diyen ve memurları dindar insanlardan seçerek “modern devleti İslâma tercüme” etmekten söz eden bir şahsiyettir.

Bilimsel aşırma suçu onu durduramamıştır.

Reformun iyi mi, kötü mü olduğu elbet tartışılabilir ama Ömer Dinçer zihniyetine teslim edilmesi, tartışılması zâid (gereksiz) bir tercihtir.

Bütün köşeleri Zahid Akman’lar tarafından tutulmuş bir bürokrasi istiyorsanız o başka tabii!

DİĞER YENİ YAZILAR