Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel’in medyaya verdiği ilk mülâkat bir hayalin gerçeğe dönüştüğü inancını uyandırıyor.
Orgeneral Özel’in değerlendirmeleri, sivil otoritenin üstünlüğü konusunda şüphe taşımayan bir Batılı ülke komutanından hiç farklı değildir.
Mesela Orgeneral Özel MİT ile PKK arasındaki görüşmeler için bir görüş belirtmemiştir. Terörle mücadelenin güvenlik boyutu dışındaki faaliyetleri “Meclis ve hükümete ait konular” diye tarif etmiştir.
Darbe davaları sorulduğunda “Tutuklu bulunan personelimiz için tüm TSK mensupları gibi ben de derin üzüntü duymaktayım” demekle yetinmiş, yargı sürecine müdahale sayılabilecek sözlerden sakındığını belli ederken yargı sürecinin hız kazanmasını “temenni” sözcüğü ile talep etmiştir.
TSK’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması, askeri darbelere zemin oluşturduğu gerekçesiyle İç Hizmet Kanunu ilgili maddesinin kaldırılması konularındaki soruları da aynı dikkatli ve ölçülü ifadelerle cevaplamıştır.
Bu mülâkatı okuyanlar Türkiye’de artık askeri darbe tehlikesinin sonsuza dek ortadan kalktığına, asker-siyaset ilişkilerinin demokrasi zeminine oturduğuna inanabilirler.
Newsweek dergisinin de belirttiği gibi Türk Ordusu’nun demokrasinin kabul ettiği sınırlara çekilmesi, siyasette belirleyici güç olmaktan çıkması, büyük bir aşamadır.
Elbette bu değişimin gerçekleştiği dönemin iktidarı, değişimin hak ettiği övgünün de sahibi olacaktır.
Ama Başbakan Erdoğan, bu onurun kendisine ve iktidarına normalleşmeye katkıda bulunma sorumluluğu yüklediğini görmelidir.
Artık iktidar da “darbe vehmi” yaşadığı dönemlerin kuşkucu bakışından ve o ruh halinin güvensizliğe dayalı politikalarından uzaklaşmalıdır.
Darbe yapacaklar diye cezaevine kapatılan general ve subay sayısı normal değildir. 56 muvazzaf general ve yüzlerce subay içeride..
AB’nin ilerleme raporu bile bu gerçeği teslim ediyor.
Hiç kimse “yargı bağımsızdır ve iktidar etkileyemez” demesin.
Adil yargılanma hakkına ve masumiyet karinesi ilkesine bağlı bir yargı, zaten bu sayıda general ve subayı bu delillerle ve en başlarındaki komutanlara hesap sorulmadığı halde tutuklayıp içeri atmazdı.
Balyoz davası, mevcut olan bir darbe tehdidini değil, varlığı sabit fikir haline gelen darbe virüsünü kazıma ameliyatı olmuştur.
Ve operasyon da anlıyoruz ki başarıya ulaşmıştır.
Şimdi mizansen gereği günahı alınan “mağdur”ların salıverilmesine sıra gelmiştir.
Genelkurmay Başkanı’nın beyan ve tavırlarıyla uyandırdığı güven, iktidarı da yargıyı da olumlu yönde etkilemelidir!
Dürüstleri bilelim
Şimdiki depremlerde camilerin bile zarar görmesi, önemli uyarıdır.
Demek ki artık hırsızlık, Allah korkusu bile tanımayacak azgınlığa dayandı.
Eskiden bütün evlerin yerle bir olduğunu gösteren resimlerin ortasında camiler “kale gibi” dururdu.
Van depreminde yıkılan minareler bu bakımdan öğretici olmalıdır.
Malzemeden çaldığı için ölümlere sebep olanlar “katil” diye suçlanıp teşhir edilmeli ama yıkıntılar arasında “namus abidesi” gibi duran yapıları inşa edenler de açıklanmalı övülerek ödüllendirilmelidir.
Dürüstlüğü ödüllendiren toplumlar kendileri kazanır.
Çünkü o iklimde insanlar işi kime yaptıracaklarını bildikleri için evlerinde güven içinde, güle güle otururlar!
Normalleşme zamanı geldi
Haberin Devamı

