Bölücü terör örgütünün başı cezasını çektiği İmralı Adası'nda sağlık kontrolundan geçirildi.
Bursa Yüksek İhtisas Hastanesi'nin 5 uzman hekimi, tıbbi cihazlar ve bunları kullanan teknisyenler eşliğinde özel bir motorla adaya geçtiler, günlerini bu işe verdiler.
Geniş yığınlar bu özeni abartılı bulacağı için yeni bir tartışma çıkacaktır.
Abdullah Öcalan, otuz bin cana, on binlerce insanın sakat kalmasına, bu fakir ülkenin yüz milyar dolar kaybına sebep olan terörist ihanetin baş suçlusudur. Bu yüzden ölüm cezasına mahkûm edilmiş, idam kalktığı için cezası ömür boyu hapse çevrilmiştir.
Nasıl bir ceza ki bu, şehit ailelerinin bile acil sağlık yardımlan için aylar sonrasına randevu alabildikleri sağlık kuruluşları, tam teşekküllü bir seyyar hastane oluşturup bu adanı için seferber oluyor?
PKK'nın uğursuz eylemlerini unutmayan yığınlar, Apo'nun korunmasına ve sağlığına gösterilen özen karşısında öfke duyuyor. İnsanlar "Ceza adaletinin amacı, suçluya ceza çektirmek yanında, yaratılacak ibretle başkaları üstünde de caydırıcılık sağlamak değil mi?" diye soruyorlar.
Sorunun mesajı şu: "Apo'ya itibarlı mahkûm muamelesi yapanlar, terörü caydırmıyor, adeta ödüllendirip özendiriyor!"
Bu tepkinin saygıya lâyık olması şu gerçeği değiştirmiyor: İntikam duygusu kutsaldır ama çağın aklı bu ihtiyacı başka değerlerle dengeliyor. Suçlunun özgürlüğünü alıyor fakat insanlığını elinden almıyor.
Özgürlük ve insan hakları şampiyonu Amerika'nın elindeki tutuklulara reva gördüğü muamele, özenilecek bir örnek olamaz.
Doğru olan bizde yapılandır.
"Asmayalım da besleyelim mi?" anlayışından bugünkü noktaya şaşılacak bir hızla geldi Türkiye. Bundan da zarar görmedi.
Pek çok alanda yetersiz kalan siyasetçilerimiz, toplumsal tepki nedeniyle ağır bedel ödeyeceklerini bile bile bu cesareti gösterebildiler.
Keşke cesaretleri kadar yetenekleri de olsaydı ve "muasır medeniyet"in nimetleri, cezaevi dışında yaşayan yurttaşları da kucaklasaydı!
Transfer değilse ne?
Başbakan, CHP'den AKP'ye geçen iki milletvekili için kullanılan "transfer ettiler" nitelemesine bozulmuş..
Ne diyecektik yani?
"Terfi ettiler" mi diyecektik; yoksa "hidayete (hak yoluna) erdiler" mi deseydik?
Son zamanlarda Erdoğan, özünü tartışmaktan kaçındığı meseleleri ayrıntılar içinde boğarak kafalan karıştırıyor.
Ama bu olay cila veya örtü kaldırmaz. Halkın gözünde, seçmenine ihanet etmiş iki milletvekili kadar onlara kucak açan AKP de itibar ve irtifa kaybetmiştir.
Başbakan "Seçim Yasası'nda değişiklik yapalım, parti değiştirenin milletvekilliğini düşürelim" diyor. Ama hemen bir şart koşuyor:
"Ana muhalefet 'biz hazırız' derse biz de hazırız.."
Siyaset ahlâkını gerçekten savunan bir iktidar, hiç ihtiyacı yokken muhalefetten yardım isterse samimi bulunabilir mi?
Acaba Başbakan, mecliste tek başına anayasayı bile değiştirecek çoğunluğa sahip bulunduğunu unuttu mu?
Nereden nereye?
Bölücü terör örgütünün başı cezasını çektiği İmralı Adası'nda sağlık kontrolundan geçirildi
Haberin Devamı

