Ulusal onura yönelik dış kaynaklı saldırıların bazı iyilikler getirdiği de oluyor.
Mesela Ermeni soykırımını inkâr edenlere Fransa’nın hapis ve para cezası getirmesi kutuplaşmanın zararlı etkilerine karşı Türkiye’yi korumuştur.
Adeta bir “meşguliyet tedavisi” yerine geçmiştir bu ilkel düşünce ve ifade yasağı.
İnsanlar birleşmişlerdir..
İnternet ortamı toplumun düşünen insanlarını aynı hedefe yoğunlaşmak konusunda özendiriyor.
Soykırım iddialarını çürüten iki olayın halka çok inandırıcı geldiği hemen fark ediliyor.
Bunlardan biri Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni tarafından 1923’te Bükreş’te toplanan Taşnak kongresine sunulan tebliğdir.
Rus arşivlerinde yer alan konuşmasında Kaçaznuni, savaş halindeki Osmanlı’nın askerlerini arkadan vurarak Ermeniler olarak tehciri bir yerde hak ettiklerini, ayrıca bir soykırımdan da söz edilemeyeceğini belirtmektedir.
Kozları kullanalım
İkinci olay Malta Mahkemesi kararıdır.
Ermeni iddiaları doğrultusunda Ocak 1919’da soykırım suçlusu olarak toplanan 120 kişi Malta Adası’na götürülüp yargılanmışlardır.
İngiliz görevliler Osmanlı arşivlerini hallaç pamuğu gibi atmışlar, bölgedeki Amerikalı misyonerlerin raporlarını getirtmişler, yine de hiçbir Türk’e suç yükleyememişlerdir.
İki buçuk yıl sonra Washington’daki İngiliz Büyükelçisi Craigie’den Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a şu telgraf ulaşmıştır:
“Malta’da tutuklu Türkler aleyhine delil olarak kullanılabilecek bir şey olmadığını bildirmekten üzüntü duyuyorum.”
Siyasetçiler yaşadıkları toplumu temsil ettikleri ölçüde işlerini iyi yaparlar.
Halkın büyük kesimi, tarafsız bir tarihçiler kurulunun Türkiye’nin iftiraya uğradığını teslim edeceklerine inanıyor.
Mesela toplumsal düşünce oluşumuna aktif şekilde katkıda bulunan bir VATAN okuru (Selçuk Tınaz) Türkiye’ye reva görülen muamelenin insanlıkla da tarihle de ilgili olmadığını, olayın tamamiyle bir “uluslararası haydutluk projesi” olduğunu savunuyor.
Haksızdır denebilir mi?
“Tarihçilere bütün arşivleri açalım” önerisini Türkiye kabul ederken soykırım lobisinin sürekli yokuşa sürmesi ve parlamentolarda tarih yazmaya çalışması, ikiyüzlülüğü tüm çirkinliği ile ortaya koymuyor mu?
Türk halkı, tarih kozunu sahiplenmekte siyasetçilerin daha aktif olmalarını istiyor.
İpsala’daki Fransız
Pazar günü İpsala’daki bir yol lokantasında ilginç bir diyalog yaşanmış.
Dün internette fır dönüyordu.
Bir Türk, adının Michael olduğunu söyleyen Fransız turiste eleştiri-sitem arası bir şeyler söylüyor; “Neden böyle yüz karası bir kanunu çıkarttı meclisiniz? Bu yüzden Türkler Fransızları artık hiç sevmiyor..”
Son darbe de şu sözler:
“Üstelik Cezayir’de yaşadıklarınızı unuttuğunuz halde nasıl olup da bir numaralı demokrasi savunucusu olduğunuzu iddia ediyorsunuz?”
Soruya Michael başka bir soruyla karşılık veriyor:
- Fransa’nın sembolü neden horozdur biliyor musun?
- Bilmiyorum, neden?
- Kendi ayakları pisliğin içindeyken şarkı söyleyen tek hayvan horozdur da ondan!
Siyaset kulislerinde dün konuşulan kaygı Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin, utanç yasasını Anayasa Mahkemesi’ne gönderecek 60 imzanın toplanmasına fırsat tanımamak için sürenin sonunu beklemeden onay verebileceği şüphesiydi.
Yapar mı yapar.
Cüce horozdan her şey beklenir!
Neden horoz?
Haberin Devamı

