Herkesin cumhurbaşkanı olacağım..
Bu söz Başbakan Erdoğan’ın dünkü konuşmasının en dikkate değer noktası idi.
Kimi iyiye işaret saydı, kimileri de “O lâfa karnımız tok” diye tepki gösterdi.
Anketlere bakanlar Cumhurbaşkanı seçimini ikinci turda bile olsa Başbakan Erdoğan’ın kazanacağını görüyor.
Ama “herkesin Cumhurbaşkanı olma” niyetini Erdoğan’ın en azından tavırlarıyla kanıtlamayı beceremediğini söyleyenler az değildir.
Öyle olmasa toplumu kutuplaştırdığı için çok eleştiri alan bir siyasi lider dünkü töreni, muhalif olduklarını düşündüğü medyaya kapatmazdı.
Başbakan’ı balkonlara çıkarıp böyle vaadler yapmaya heveslendiren seçim başarıları çok olmuştur.
O konuşmalar da değişim umutları yaratmıştı.
İnanmak kolay değil
Ama oniki yılın bu manada geride bıraktığı sonuçlar ümitli bir bekleyişi hak etmiyor.
Çankaya’ya hazırlanan Başbakan toplumu dilim dilim bölme huyundan vazgeçemeyeceğini göstermiştir yine.
Başbakan’ın siyaset yapma tarzı hayalî veya abartılı düşmanlar yaratmaktır. Gerginlikten beslenen üslubunu değiştirmesi beklenmemelidir. Ta ki “Artık sesini duymaya dayanamıyorum“ deyip TV’sinin sesini kapatan vatandaşların sandıktan verecekleri mesaj farkedilir hale gelene kadar.
Cumhurbaşkanı olursa Erdoğan AB üyeliği, çözüm süreci ve başkanlık sistemine geçiş için çalışacağını söyledi dün.
AB hedefine bağlılık elbette destek vermeye lâyık bir amaçtır. Ama sistem değişikliği getirme zorlamaları tedirginlik sebebi olmaktadır.
Niye ortak aday?..
AKP siyasi toplantıları gösteri sanatlarının bir kolu haline getirmeyi başarmış bir parti. Erdoğan’ın “cülus” (padişahın tahta çıkışı) töreni, uzun yıllar hatırlanacak bir şovdu.
Ama bu etkileyici gösteri Türkiye’nin dış politikada kendine ve komşularına büyük dertler açmış olduğu gerçeğini unutturmayacaktır.
Başbakan’ın kürsüde Fatiha okuması da din istismarının tırmandığı seviyeyi göstermesi bakımından uyarıcı olmalıdır.
Muhalefetin niye ortak bir aday çıkardığı sorusu, Prof. İhsanoğlu’nun şu tesbitinde cevabını buluyor:
“Bugün Türkiye, kuruluş temellerinin dışında dini yozlaştırmış toplumu 12 Eylül öncesinden de kötü biçimde kamplara bölmüş bir iktidar tarafından yönetiliyor.”
Halkın başlıca ihtiyacının huzur olduğunu söyleyen Ekmelettin İhsanoğlu, kutuplaşmaya çare olacağına inandığı sentezi hemen açıklamalıdır.
Zaman su gibi akıyor!

