Devlet yağmasının ülkeyi işsizlik ve yoksulluğa sürükleyen krizlerdeki etkisini millet iyi biliyor.
Yolsuzluk haberlerine yönelik hassasiyetin sebebi bu olmalı.
Sokaklar hırsız kaynıyor ama manşetlere sadece devleti soyanlar çıkıyor. Neden?
Toplum bilinç altında, sokaktaki hırsızların devleti soyanlardan cüret aldığına, bunlar yakalanıp ceza görürlerse öbürlerinin de kanundan korkmaya başlayacaklarına inanıyor.
Enerji Bakanlığı'ndaki soruşturma gündemin ilk sırasına oturdu. Olayın umut ve heyecan uyandıran yönü, operasyonu bizzat Bakan'ın başlatmış olmasıdır.
Bir iktidarın, kendi döneminde göreve getirdiği bürokratlara dönük operasyon yapması, alışık olmadığımız bir tutumdur.
Çünkü bizde bu mekanizma hırsız yakalamak için değil yeniden rakip olacak eski iktidarları kötülemek için kullanılır.
O nedenle Enerji Bakanı Hilmi Güler övgüyü hak ediyor.
Son iki yılda yapılan ihalelerle ilgili yolsuzluk iddiaları kapsamında geniş çaplı gözaltına almalar gerçekleşmiştir.
Gözaltına alınanlar arasında genel müdür, genel müdür yardımcısı ve daire başkanı seviyesinde sekiz bürokrat bulunuyor. Yargı gerçeği arayacak, suçluları cezalandıracaktır.
Fakat Enerji Bakanı'nın tavrı, köklü mücadelenin yolunu tıkayan bir bahaneyi ortadan kaldırması bakımından daha büyük bir anlam taşımaktadır.
Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik toplum baskısına iktidar sözcüleri direnirken neler diyor:
"Bürokratların da dokunulmazlığı var. Onlarınki kalkmadan milletvekili dokunulmazlığı kaldırılamaz."
Son olay bu mazeretin samimiyetten yoksun olduğunu kanıtlamıştır. İşte bir bakan, soruşturma iznini vermiş ve bakanlık işlemlerini yargının denetimine açmıştır.
Demek ki soruşturma izninin üst makamın oluruna bağlı olması bürokratı dokunulmaz kılmıyor.
Yeter ki bu izni verecek bakan veya başbakan, koltuğunda kendi temizliğine güvenen bir cesaretle oturuyor olsun.
Dokunulmazlık böyle siyasetçiler için güvence değil züldür.
Medya ve sivil toplum örgütleri, dokunulmazlıkların Avrupa normlarına uygun sınırlara çekilmesini istemek için sesini yükseltmelidir.
Zırhlı siyasetçilerden kurtulalım artık!
Husumet gibi inat..
Hükümet, İmar Bankası 'na para yatıranların tümüne haklarını verdi ama hazine bonosu müşterilerini cezalandırdı.
Öyle ki, hazine bonosu hesabını mevduata çevirenlerin paralarını bile ödemedi.
Danıştay bu haksızlığa son vermiştir. Bu durumdaki 3.625 İmarzede paralarını alacaklardır.
Peki, bankaya el konulduğunda bono müşterisi durumunda kalmış 22 bin aileyi süründürmekte inat etmenin anlamı ne?
Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun BDDK arşivlerinde yaptığı incelemeler sonucu ulaştığı bulgular ortadadır:
İmarbank'ın yetkili olmadığı halde hazine bonosu satışı yapması, artık dolandırılan insanların sorumluluğu değildir. Bu satış gümbür gümbür ilânlar desteğinde ve BDDK'ya yapılan suç duyurularına rağmen gerçekleştirilmiştir.
Bir suç varsa, kamu otoritesi bu suça destek, hatta ortak olmuştur.
Simdi devlete güvenmediği veya pis kokuyu erken fark ettiği için bonodan çıkıp mevduat hesabına geçenler paralarını alacak, fakat "devlet garantisinden şaşma" deyip bonoda kalanlar, yargıdan yeni bir karar çıkana kadar eza, cefa çekmeye devam edecek.
Bu iktidarın adaletini anlayan varsa beri gelsin!
Mücadele böyle olur
Devlet yağmasının ülkeyi işsizlik ve yoksulluğa sürükleyen krizlerdeki etkisini millet iyi biliyor. Yolsuzluk haberlerine yönelik hassasiyetin sebebi bu olmalı
Haberin Devamı

