Meşru savunma

Haberin Devamı

Toplum vicdanını rencide eden tahliyelerle ilgili tartışmalar kayıkçı kavgası kalitesine indi.

Tartışma çözüm üretmeli.

Bizde ise yüksek yargıyı hasım gören bir iktidar var, karşısında da kendini umutsuzca savunmaya çalışan bir yargı...

Bu gidişin sonu yoktur.

Gerekli olan, kurumlara daha fazla zarar vermeden ortak bir çözüme ulaşmaktır.

İktidarın bu bunalımı, yüksek yargıda yapmayı tasarladığı “ameliyat”ı tamamlamak için bir “karambol fırsatı” olarak kullanacağından korkuluyorsa onun da çaresi vardır:

Hükümetin ve meclisin müdahalesine fırsat bırakmadan yargının bu sorunu kendi başına çözmesi!

Hizbullah operasyonunun yapıldığı 2000 yılının İçişleri Bakanı Sadettin Tantan “Türkiye tarihinde böyle bir örgüte ve böyle bir vahşete tanık olmamıştı” derken doğru söylüyor.

En az 188 insanı acımasız yöntemlerle katlederek mezar evlerin beton temelleri içine gömen canavarlar şu anda serbest.

Aramızda dolaşıyorlar.

Ve eski İçişleri Bakanı Tantan “Bu tahliyelerle Hizbullah terör örgütü moral depolayıp yeniden yapılanacaktır” diye uyarıda bulunuyor.

Bunalımı oluşturan sorunları öncelik sırasına koymak, çözümlere o sırayla ilerlemek gerekiyor.

Birinci öncelik, canavarları tekrar yakalayıp cezaevine kapatmaktır.

Toplum vicdanı aksi halde huzur bulmayacak, devlete ve adaletine kimse güven duymayacaktır.

Hizbullah sanıklarının serbest bırakılması, gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor ki yanlış bir yorumdan kaynaklanmıştır.

Bu yanlışı, siyasi bir müdahaleye fırsat tanımadan yargının kendi işleyişi ile düzeltme olanağı vardır.

İstanbul Barosu eski Başkanlarından Avukat Turgut Kazan bu adımı atmıştır.

Kazan, itiraz yoluna giderek sorunu Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na götürmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunmuştur.

Kazan’a göre Hizbullah sanıklarının tahliye kararları yasaya aykırıdır.

Çünkü AİHM içtihatlarının da belirttiği gibi tutukluluk süresi yalnız birinci derece mahkeme aşamasında işliyor, temyiz aşamasına gelindiğinde duruyor.

Ondan sonraki ihlâller “adil yargılanma hakkı” ile ilgili sayılıyor.

Yani temyiz süresinin tutukluluktan sayılmayacağını söyleyen AİHM içtihatları dikkatten kaçmış olmasaydı Hizbullah katilleri bırakılmayacaktı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı başvuru yetkisini mutlaka kullanmalıdır.

Yargı bağımsızlığını hazmedemeyen iktidara karşı bundan daha anlamlı, daha yapıcı ve halkın kalbini ve güvenini kazanacak bir adım olamaz.

Anayasal bir kurumun onurunu kurtarmak için gerçekleştirdiği “meşru savunma”ya muhteşem bir örnek yaratma fırsatı vardır.

Yargı bu şansı kaçırmamalıdır!

***


Kolay kanunlar...

Yeni RTÜK yasası, Başbakan’a yayın yasağı getirme yetkisi tanıyacak.

Buna göre milli güvenlik gerekçesiyle veya kamu düzenini korumak adına başbakan veya görevlendireceği bakan geçici yayın yasağı getirebilecek.

Eleştiri kaldıramayan bu iktidarın, yarın öbür gün böyle bir hakkı “kanunda var” diye ne kadar acımasızca kullanacağını tahmin etmek zor değildir.

Zaten sesleri kısılanları da belki en çok sansürcülerin “Biz bu yetkiyi kanundan alıyoruz” mazeretine sığınmaları kahredecektir.

Yanlış adımlar kanuna dayanınca meşru ve makbul olmuyor.

Unutmamak lâzım ki bütün diktatörlükler kolay çıkmış kanunlar üstünde duruyor.

Bizde de her geçen gün kanunlar daha kolay çıkmaya başladı.

Hayra alâmet değil!

DİĞER YENİ YAZILAR