Patronlar platformu TÜSİAD’ın dünkü toplantısında tarihi uyarılar yapıldı.
Dileğimiz bu uyarıların tarihi özelliğini “çağrılar işe yaradı ve tehlike önlendi” dedirtecek bir sonuç sayesinde hak etmesidir.
Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç siyasetçilerin “vahim bir akıl tutulması” yaşadığını belirterek kutuplaşmanın taraflarını “Türkiye kazananı olmayacak bir oyuna doğru gidiyor” diye uyardı.
Ve en hassas ortamlardaki en kışkırtıcı söylemleri nedeniyle onlara şöyle seslendi:
“Bin bir emekle oluşturduğumuz kurumların üzerini bir kalemde çizmeye gönlümüz nasıl elveriyor? Rejimi ve onun temel direklerini yıpratmayı nasıl göze alıyoruz? Bu kadar mı kendimizi kaybettik?”
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ da kutuplaşmanın doğurduğu tehlikelere karşı siyaseti uyarırken “Bir yıl sonra nasıl bir Türkiye?” sorusunun önümüzde durduğunu belirterek şu tahmini yaptı:
“Böyle devam ederse bir yıl sonra yönetilmesi çok zor bir Türkiye olacaktır!”
Toplantının şeref konuğu BM Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş’ti.
Türkiye’yi krizden çıkaran programın babası sayılan Derviş, “görevini tamamlayan programa yeni bir boyut” getireceği ve siyasete dönüş kararının sinyalini burada vereceği beklentisi içinde olan bir dinleyici kitlesine konuştu.
Ama iki konuda da beklenen şeyleri söylemedi.
Ketumluğunu siyasete dönüş niyetinin işareti sayanlar bence alternatifsizliğin nefes darlığından bunalan ve kendilerini kandıranlardır.
Derviş, Doğu Asya’nın artan öneminden ötürü krizin dünyayı eskisi kadar etkilemeyeceğini, Türk ekonomisine de sanıldığı kadar zarar vermeyeceğini savundu.
Kemal Derviş’e göre “Kriz nedeniyle biz ancak yüzde 4 büyürüz” mantığı doğru değildir ve Türkiye’nin yatırıma mutlaka daha fazla kaynak ayırması gerekmektedir.
Özetlersek; söylenmesi gereken çok şey söylenmiştir. Tek eksik, muhataplar net tarif edilmemiştir.
İktidar gücünün korkutucu olduğu yerlerde hep böyle olur. Eleştiriler, uyarılar yazılır, şişeye konur, denize atılır.
Şimdi iş Başbakan Erdoğan’ın denize atlamasına ve “Bu bana” diyerek şişeyi çıkarıp içindekileri almasına kalıyor!
Kansız zafer
Birinci sayfada İzel’in resmini gördünüz tabii. Ve o masum yavruyu bu hale sokan yaratığa gönderilen beddualara gereken katkıyı yaptığınızı tahmin ediyorum.
Sevinçlerimiz hep kanlı, zaferlerimiz ölümcül mü olmak zorunda?
İnsan müsveddeleri silâhlarıyla sokaklara çıkmak, balkonlarından, pencerelerinden ateş etmek için bahane beklerken bizler, çocuklarımız ne yapacağız?
İzel Edebali’yi o kör kurşun sokakta bulmadı. Magandaların saldıkları korku nedeniyle babaannesi onu dışarı bırakmadı, İzel’cik evlerinin bahçesinde vuruldu.
Bugün takımımız Hırvatistan ile çeyrek final oynayacak. Hepimiz yay gibi maçı izleyecek, inşallah sonunda zafer şarkıları söyleyeceğiz.
Ama ya başka masumlar da İzel’in kaderine ortak olursa?
Hıncal Uluç gibi “inşallah eleniriz” diye dua mı edelim?
Yoksa bizim manşete uyup, hepimizi havaya zıplatacak bir sonuç halinde tam siper yere mi yatalım?
Kansız, kurbansız bir zafer diliyoruz.
Mucize değil, normal bir galibiyet istiyoruz. İyi başlayalım, mümkünse geriye düşmeden kazanalım.
Çünkü galibiyetin zorluğu ne kadar artarsa canavar ruhlara teslim olan yaratıkların sayısı da o kadar artıyor!
Mektup kime?
Haberin Devamı

