Meclise teğet!

Haberin Devamı

Hükümet, Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisinin son gününde şov yaptı.

Yetkinin sonlandığı 3 Kasım’da yayınlanan 11 KHK, onlarca yasaya önemli, köklü değişiklikler getirdi.

Altı ay süreli yetkiye dayanarak iktidarın çıkardığı KHK’lerin sayısı 35’e ulaştı.

Şu rahatlıkla söylenebilir ki, yaz tatilinden dönen milletvekilleri, kamuda bıraktıklarından çok daha farklı bir yapıyla karşılaşmışlardır.

Bu durumu normal görenler olabilir ama derin değişikliklerin adeta “meclisten kaçırılarak” gerçekleştirilmiş olması ciddi olarak düşünmeyi ve eleştiriyi hak ediyor.

Çünkü yürütme erki, yani hükümet bu uygulamada meclisin yetkilerini üstüne almakta, kendisini yasamanın yerine koymaktadır.

KHK’ların ortak hedefi, devletteki çoğulcu yapıyı iktidar odaklı hale getirmek gibi görünüyor. Bu amaçla kadroları daha çok iktidar kontrolü altına alıyor.

Parlamentoyu saf dışı bırakan bir işleyiş şeffaf olmayacağı için KHK ile getirilen düzenin “gizli kapaklı işlerin zaafları” ile malül olması riski elbette az değildir.

Özal da KHK yetkisi kullanmayı severdi.

Anayasa Mahkemesi bu nedenle bazı sınırlamalar getirmiştir. Sistemimizde KHK’ların zorunlu durumlarda kısa süreli yetkiler için kullanılması şartını getiren içtihatlar birikmiştir.

Meclis açıkken meclisi teğet geçen kanunları (KHK) muhalefet Anayasa Mahkemesi’ne götürüyor.

İktidar iptal edilir diye korkmuyor mu?

Hayır... Siyasi iktidar, yenilenen yapısı ile Anayasa Mahkemesi’nin kötü sürpriz yaşatmayacağından emin görünüyor.

Nitekim yüksek mahkeme bu güveni boşa çıkarmamış, hükümete 6 ay süreyle KHK çıkarma yetkisi veren yasanın CHP’den gelen iptal başvurusunu ret etmiştir.

İptal davası açılan öteki KHK’leri herhalde farklı bir gelecek beklemiyor.

“Hukuk devleti” ve “parlamenter demokrasi” kavramları her gün hayatımızdan biraz daha uzaklaşıyor, aman dikkat!..

Atraksiyon mu?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tutuklu milletvekillerini savunan yeni bir çıkış yaptı.

Bütçe görüşmeleri sırasında şunu dedi:

“Bir milletvekili olarak şu anda mazbatasını almış olmasına rağmen parlamentoda and içme fırsatını bulamayan arkadaşlarımıza görüşlerine katılmasam bile üzülüyorum. Bu durum milli iradeye saygısızlıktır. O arkadaşlarımızı özlüyorum ve parlamentoda görevlerine başlamalarını istiyorum.”

Son birkaç aylık dönemde Arınç üç veya dördüncü defadır tekrarlıyor bu hakşinas talebini.

Daha önemlisi yalnız da değil.

Aynı hassasiyeti Cumhurbaşkanı Gül’den başlayarak Başbakan Erdoğan ve TBMM Başkanı Çiçek de paylaşıyor.

İnsan meraka düşüyor; devletin en etkili insanlarının birleşen iradeleri açamıyorsa zindanın kilidini, millet iradesine saygı bekleyenler başka kimden ve nereden medet umacaklar?

Siyaset bu ayıbı temizlemekte daha fazla gecikmemelidir.

Aksi halde Arınç’ın üstlendiği rol “yargımız bağımsızdır” iddiasını ispat amaçlı bir tiyatroya dönüşecektir ki bu halkın zekâsını küçümsemek olacaktır.

“Başbakan Yardımcısı defaatle istediği halde mahkeme tutuklu milletvekillerini tahliye etmedi. Çünkü bağımsız yargı talimatla hareket etmez!..”

Siyaset biraz tiyatroya benzer.

Kabul ama sadece komedi oynanmasın!

DİĞER YENİ YAZILAR